Milano Tasarım Haftasına bir Türk markası damgasını vurdu. » Etkin Patent Geçtiğimiz ay gerçekleşen ve dünyanın en seçkin tasarım sanatçılarını ağırlayan Milano Tasarım Haftası’na bir Türk markası damgasını vurdu.
Milano Tasarım Haftasına bir Türk markası damgasını vurdu.

Milano Tasarım Haftasına bir Türk markası damgasını vurdu.

Marka Haberleri Geçtiğimiz ay gerçekleşen ve dünyanın en seçkin tasarım sanatçılarını ağırlayan Milano Tasarım Haftası’na bir Türk markası damgasını vurdu.
,  Ana Kategori : Blog,  Kategori :  Marka Haberleri  Tarih :  23.3.2017       Google Plus      
Milano Tasarım Haftasına bir Türk markası damgasını vurdu.
Gülbahar Mah, Şht. Ertuğrul Kabataş Cd. No:14/8 Mecidiyeköy/İstanbul +90 212 212 35 17 Milano Tasarım Haftasına bir Türk markası damgasını vurdu. » Etkin Patent

Etkin Patent Logo

Geçtiğimiz ay gerçekleşen ve dünyanın en seçkin tasarım sanatçılarını ağırlayan Milano Tasarım Haftası'na bir Türk markası damgasını vurdu. Financial Times onlardan "Türkiye'de modern mobilya 'Derin' olarak adlandırılıyor" diye bahsetti. Hani kağıt mendile Selpak deriz ya... O hesap! Bu sıradışı markanın baş tasarımcısı Derin Sarıyer'le sohbet ettik. Hem yaz dekorasyonuyla ilgili ipuçları aldık, hem Aziz Sarıyer'in bundan 39 yıl önce kurduğu markanın öyküsünü, hem de baba oğulun ilişkisini dinledik. * Çocukken oturduğunuz ev nasıldı? Çok oyuncaklı, çok neşeli bir evimiz vardı. Mesela Laminant'a o yıllarda ucuz bir malzeme diye rağbet edilmezdi. Bizim mobilyalarda bulunurdu. Daha çok sanata kaymış tasarımlar seçerdi babam eve. Ben de herkesin evini bizimki gibi zannediyordum. * Ne zaman öyle olmadığını anladınız? Arkadaşlarım eve gelip de koltukları gösterip "Bunlara siz oturuyor musunuz?" diye sorduklarında... * Çok komikmiş. Evet evi müze zannedenler bile oluyordu. Mesela 1981 tasarımı Memphis akımından bir sandalye şimdi benim evimde. Lİse 1'den İtİbaren yazlarI babamIn yanInda ÇALIŞTIM * Markanızın kurulduğu zamanı hatırlıyor musunuz? Hayır. Atelier Derin 1971'de kuruldu. Ben 1972 doğumluyum. Yani babam benim adımı firmaya değil, firmanın adını bana vermiş. * Komikmiş... Evet babamın işine olan sevgisini gösteriyor bu... * Peki küçükken babanızı çalışırken gözlemler miydiniz? İzlerdim. Babam bana karşı çok disiplinliydi. Lise 1'den itibaren yazları hep yanında çalışırdım. İŞİn mutfaĞInI BORDEAUX VE CAPPELINI DE ÖĞRENDİM * Ne zaman "Ben de tasarımcı olacağım" dediniz? Hiç demedim. Lise yıllarımda müzisyen olmak istiyordum. Bizim dönemimizde herkes işletme okuyordu. Ben istemedim. İtalyanca öğrenmek için İtalya'ya gittim. * Sonra... Orada mimarlığa heveslendim. Ancak İtalya'da eğitim 7-8 yıl... Bu yüzden Bilkent Üniversitesi'nde iç mimarlık okudum. Yazları Bordeaux, Cappellini gibi önemli firmalara staja gidiyordum. Şu anda yaptığım işin mutfağını o yaşlarda öğrendim. Pazarlamadan tasarıma kadar her yerde çalışıyordum. * Tam bir çıraklık dönemi olmuş. Tabii. Zaten bir ara master'a niyetlenmiştim. Hocalardan biri Cappellini'nin baş tasarımcısı Giulio Cappellini... Ben de o zaman mimari işlere terfi etmiş, adamın sağ kolu olmuştum. Master'dan vazgeçtim. BABAMLA ÇALIŞMANIN ARTILARI DAHA ÇOK! * Sizin gibi çıraklıkla başlayan sonra ünlenen başka tasarımcılar geliyor muydu oraya? Dünya starı olan Jason Morisson, Tom Dixson, Karim Rashid... * Peki niye döndünüz memlekete? Aslında dönmeye niyetim yoktu. İyi bir konumdaydım Cappellini'de. Küçük bir bavulla tatil için İstanbul'a geldim ve babamla iş konusunda çok iyi anlaştığımızı gördüm. O zamana kadar, Atelier Derin olarak yabancı markaların temsilciliğini yapıyor ve ürün tasarlıyordu. Kendi adımızı taşıyan bir markamız yoktu. Beraber marka yaratma sürecine girdik. Derin Design'ı kurduk. * Baba oğul çalışmanın dezavantajları var mı? Vardır tabii. Ama artıları o kadar çok ki... Hiç şikayet edemem. * Nasıl bir dezavantajı oluyor mesela? Hocalarım yaptığım tasarımı çok beğense de şöyle derlerdi: "Sana B verirdik. Ama Aziz Sarıyer'in oğlusun. Yanlış anlaşılır. En iyisi C verelim." * Hadi canım. Ama yaşadığım avantajları sayayım. Mesela projede belli bir mobilya firması işlenecek. O zaman, sene 94-95. Diğer öğrenciler o tasarımcının ürünlerinin yer aldığı kataloğu bile zar zor bulurken, ben koltuğun kendisini sınıfa getirirdim. * Biraz abartmamış mısınız? Evet şimdi bana da öyle geliyor. Ama iyi olurdu. O koltuğun üzerinde çalışırdık. Mesela mukavva oturma ünitesi tasarlamak iç mimari öğrencilerinin olmazsa olmazıdır. En son bu koltuk jüriye sunulur ve öğrenciler üstüne oturtulur. Herkes çökmesin diye koltuğun ucuna ilişir. Biz mukavva koltuğu babamın atölyesinde tasarlamıştık. Jüri "oturun" dediğinde üç kişi yayılarak oturduk. Hocaların gözleri yerinden fırlamıştı. Sonra o koltuk öğrenci evimizin demirbaşı oldu. * Babanız kadar başarılı olamamaktan çekindiniz mi işe başlarken? Aziz Sarıyer'in yanında bu mesleği öğrenmek, benim için ancak büyük bir şans olabilir. 24 saatimi özel hocayla geçirmiş gibiydim. Sayesinde meslekte 20 sene sonra kazanacağım bakış açısını daha önce yakaladım. DERİN'İN evrensel bİr dİlİ olduĞu yazIldI * Milano'da nasıl bir ilgiyle karşılaştınız? Bize Türkiye'den daha çok ilgi gösterildi. Tasarımımızın evrensel bir dili olduğu yazıldı. Bu yıl da Financial Times'da "Türkiye'de modern mobilya ‘Derin' olarak adlandırılıyor" diye haber çıktı. * Kendi evinize ürün seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Nişanlım Beliz evi dekore etti. Onun çocuksu, eğlenceli bir tarzı vardır. Hoşuma gitti benim de... Ama elbette mobilyalar Derin'den... "Devir ruhunuzu eşyanıza yansıtma devri" * Şık bir ev tasarlamak için, evin planına göre eşya seçmek gerek. Her eşya her eve uymaz. Eskiden herkes komşusunun ne yaptığına bakar, onu taklit ederdi. Bu akım tamamen kalktı dünyada... * Mobilya kataloğunun aynısını eve uygulama dönemi vardı bir de... O da bitti. Evi kişiselleştirmek, insanın ruhunu yansıtan, sizin için anlamlı olan eşyalarla döşemek çok önemli. Eve gelen insanlar "Aaa bu sensin" diyebilmeli. * İç mimarlarla günümüzde çok daha sık çalışılıyor. Buna ayıracak bütçe yoksa zevk sahibi arkadaşlara danışılabilir, dekorasyon dergileri takip edilebilir. Kaynak: Ayşe Aydın-Vatan

Marka Haberleri

DİĞER İÇERİKLERİMİZ
Kahve, baklava derken Rumlar şimdi de lokumu AB'ye tescil ettirdi.
0 Yorum

    Yorum Yapın

    Hızlı Araştırma ve Başvuru Formu