Hakkimizda

Online Tescil

Marka

Patent

Tasarım

Kalite Belgelendirme

Blog

Haberler

Türk olduğumu Osmanlı motifleriyle göstermeye karşıyım » Etkin Patent Koray Özgen, 16 yıldır Paris'te yaşayan bir Türk tasarımcı. Bugün uluslararası pek çok önemli firmaya tasarım yapıyor. Sadece ürün değil grafik, vitri
Türk olduğumu Osmanlı motifleriyle göstermeye karşıyım

Türk olduğumu Osmanlı motifleriyle göstermeye karşıyım

Ana Kategori : Blog, Kategori : Tasarım Haberleri
Koray Özgen, 16 yıldır Paris'te yaşayan bir Türk tasarımcı. Bugün uluslararası pek çok önemli firmaya tasarım yapıyor. Sadece ürün değil grafik, vitri Tasarım Haberleri
Türk olduğumu Osmanlı motifleriyle göstermeye karşıyım +90 212 212 35 17

Koray Özgen, 16 yıldır Paris'te yaşayan bir Türk tasarımcı. Bugün uluslararası pek çok önemli firmaya tasarım yapıyor. Sadece ürün değil grafik, vitrin, stand ve sergi tasarımları üzerinde de çalışıyor. Koleksiyonları, ODC firması tarafından MoMa Müzesi'nin, Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi'nin ve Louisiana Modern Sanatlar Müzesi'nin mağazaları gibi yüzü aşkın yerde satılıyor.2006 yılından beri Bilgi Üniversitesi'nin Tasarım Kültürü ve Yönetimi Programı çerçevesinde de dersler veriyor. Son olarak İstanbul Gümüşsuyu'ndaki Topaz Restaurant'ın tasarım danışmanlığını yaptı. Tasarıma nasıl başladınız?- ODTÜ'de endüstri ürünleri tasarımı okudum. Tasarımın belirli kalıplar içine girmeyen doğası beni çekmiş olabilir. Ardından Bilkent Üniversitesi'nde grafik üzerine master yaptım. 1990'ların başında kazandığım bursla Paris'teki tasarım okulu "Les Ateliers"de post-diploma çalışmalarımı tamamladım. 1995'de Paris'te kendi stüdyom Özgen Design'ı kurdum ve orada yaşamaya başladım. En son ne tasarladınız?- Stockholm'de 1607 yılında kurulan Skultuna firması için "Anglavingar" isimli melek kanatları şeklinde Noel aksesuvarları tasarladım. Skultuna kurulduğundan beri çalıştıkları ilk İsveçli olmayan tasarımcı ben oldum. Mobilya tasarımcılarının endüstriyel ürün tasarımcılarından daha ön planda olduğunu düşünüyor musunuz?- Evet. Mesela herkesin bildiği veya değerlendirebileceği sandalye ilginç bir örnek olabilir. Hemen hemen her tasarımcının bir sandalyesi var. Belki de ben bu fikre bir reaksiyon olarak 16 yıl boyunca hiç sandalye tasarlamadım. Daha küçük boyutlarda ürünler yapıp yurtdışındaki basının beğenisini kazandım. Bu yüzden sandalye ve vazo arasında da fark göremiyorum.Sizin tarzınız nedir?- Kendi kişisel tarzımı bir ürüne yansıtmaktan çok onun niye varolduğunu düşünüp arka planda durmayı tercih ediyorum. Zaten kendi tarzınızı objelere yansıtmanın da kullanıcılara bir şey kazandırmayacağını düşünüyorum. Benim çalışmalarımı yan yana koyduğunuzda bunlar Koray Özgen tasarımları diyemezsiniz. Çünkü hepsinin kendine göre farklı özellikleri var. Yurtdışında yaşayan bir tasarımcı olarak çalışmalarınızda Türk motiflerini kullanmayı seviyor musunuz?- Anadolu'dan geldiğimi ve Türk olduğumu Osmanlı motifleriyle göstermeye karşıyım. İşlevsel bir şarap kadehi ya da tepsiye motifler koymak ürüne ve tasarımcıya bir şey katmıyor. Mesela bir çay tepsim var. Bunu işleviyle insanların günlük yaşamına nasıl sokarım diye düşündüm. Daha hafif, sapları çıkarılabilir ve kullanışlı bir ürüne dönüştürdüm. İstanbul'da size neler ilham verdi?- İnsanların tarzı, hareketleri ve dinamik yaşamları beni etkiledi. Avrupa yakasının sokaklarında gezmek bile çok heyecan verici. Sokakta gördüğünüz bir ayakkabı boyacısı, sizi çok farklı yerlere götürebiliyor. Burada yaşayan biri için bu söylediklerimi fark etmek zor olabilir.Türk tasarımını nasıl değerlendiriyorsunuz?- Türkiye'de son 10-15 yıldır bireysel düzeyde herkes bir şeyler üretiyor. Yaklaşık 30 kadar Türk tasarımcı için iyi ürünler ortaya koyuyor diyebilirim. Tasarımda Türk kimliği kavramının da yoktan var edilemeyeceğini düşünüyorum. Bir kimlik yaratalım çabasından çok herkesin kendi yolunda, kendi çizgisinde iyi ve doğru şeyler üretmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece çalışmalara dışardan bakanlar bir Türk kimliği görebilecek. Türk tasarımcılardan İnci Mutlu'nun çalışmalarını beğeniyorum. Yurtdışındaki tasarımcılar arasında da sandalyelerini Topaz'da da görebileceğiniz Alman Konstantin Grcic'i seviyorum.MEKANA KİMLİK KAZANDIRDIMTopaz Restaurant'la nasıl bir araya geldiniz?- Restorana Topaz ismi verildikten sonra projeye dahil oldum. Nur Kanatlı ve Murat Öztürk, iç mimari çalışmaları yapmaya başlamıştı. Ben de onlarla mekanda belli bir tarz yaratmaya çalıştım. Öncelikle Topaz taşının özelliklerini, dekorasyon ve genel konsept içinde etkileyici şekilde kullanarak mekana nasıl işleyebileceğimizi düşündük. Daha önce de mineral formlarla çalıştığım için Topaz taşının mineral yapısı bana ayrı bir zevk verdi. Neler yaptınız?- Bar, tavan, separatör, mönü, peçete, garsonların kıyafetleri, lamba ve vazoların tasarımı bana ait. Logomuzda Topaz kelimesindeki "O" harfini değişime uğratarak taşın işlenmiş haline dönüştürdük. Bunu da tasarımlara yansıttık. Öncelikle barın yerinden ve işlevselliğinden çok bir kimlik kazanmasına özen gösterdik. Taş ve taşın kesilmesinden oluşan formların işlevselliğe dönüşmesi daha uygun olur diye düşünüp barda mermer ve ahşap kullandık. Raflara ayna yerleştirdik. İçki şişelerini eğimli raflarda sergilemek görsel bir dekordan daha çok işleyen bir mekan oluşturdu. Barın tavanına logoyu yansıtan plastik lambalar konuldu. Logo peçetelere, tavana, mönüye, vazolara ve separatör üzerindeki desenlere de yansıdı. Garsonların kıyafetlerinin mekanla tutarlı olmasını istedim. Gömlek ve önlüklere logoları işledim.Sizin dokunuşunuz mekana ne kazandırdı?- Lambalardan barın raflarına, kül tablalarının duruşundan mönünün mekanla olan renk ilişkisine kadar gerçek bir görsel kimlik kazandırmak için buradaydım ve bunu başardım diyebilirim. Tabii ki iyi bir ekip çalışması yaptık. Ben tasarımcı dokunuşuyla mekanda her şeyi incelikle yerine oturttum. Aynı düşünme özgürlüğünü verirlerse yine bir restoran tasarlayabilirim.PARİS YAŞADIĞIM YER OLDUĞU İÇİN ORADA ÇALIŞIYORUMParis'i marka olarak kullanmak tasarımcıya avantaj sağlıyor olabilir. Çıkan eğilimleri takip etmek, Avrupa'daki çoğu merkeze yakın olmak dolaylı olarak size bir tarz kazandırabilir. Bence insanlar tasarımcıyı sadece Paris'te yaşadığı için değil, bir tarzı olduğu için seçiyor. Paris'te yaşayan ve yurtdışına işler yapan bir tasarımcı insanların daha çok dikkatini çekiyor, fakat bu yeterli değil. Tasarımcıları bir coğrafya içinde sınırlandırmamak gerektiğini düşünüyorum. Önemli olan sizin insanlara neler önerdiğiniz. Zaten dünyanın neresinde olursanız olun yaptığınız işi artık herkes duyuyor. Ben Paris'i yaşadığım yer olarak gördüğüm için orada çalışıyorum. Tabureler müşterilerini bekliyorMaison Française dergisi, 150. sayısını 26 Kasım'a kadar Kanyon Alışveriş Merkezi'nin koridorlarında görülebilecek "re-TABURE" sergisiyle kutluyor. Her ay işlediği konularda özellikle ekolojik tasarım üzerinde duran dergi, bu çalışmayla çevreye verilen zarar, tüketim hastalığı gibi olaylara karşı duruşunun anlaşılmasını hedefliyor. Sergiye yerli-yabancı 100 tasarımcı ve modacı katılıyor. Bunlar arasında Adnan Serbest, Ali Bakova, Alp Nuhoğlu, Ünal&Böler, Aykut Erol, Aziz Sarıyer, Barbarlar, Can Yalman, İsmail Acar, Joelle Hançerli ve Matalı Crasset gibi isimleri sayabiliriz. Tasarımcılar Maison Française ile sürekli işbirliği içinde olan ve bakış açılarına saygı duyulan isimler arasından seçildi.Projenin başında bütün bu isimlere Ikea'nın "Oddvar" isimli taburesi yollandı. Taburelere çevre kirliliği, tükenen doğal kaynaklar ve küresel ısınma temalarını anlatan yorumlar getirmeleri istendi. Bazı tasarımcılar taburenin üzerinde çalışmalar yaparken, bazıları tabureyi parçalara ayırıp farklı bir ürün halinde yorumladı. Ikea'nın Oddvar taburesi sadeliğiyle tasarımcılara form ve malzeme açısından rahat bir çalışma ortamı sunduğu için tercih edildi. Taburenin fiyatı ve taşınma kolaylığı da projenin hızlanmasında etkili oldu. Ikea ve DHL firmalarının desteğiyle düzenlenen sergideki bütün tabureler 200 YTL'den satılıyor. Elde edilen gelir, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Va