Bilim ve teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni buluşların iş sürecinde kullanılması işletmeler için hayati öneme sahiptir. Buluş mevcut bir soruna daha iyi çözüm getiren yeni bir aşamadır. Buluş işletme için daha kaliteli ve seri üretimin yanı sıra mevcut kaynakları en iyi şekilde kullanma anlamına gelmektedir. Buluşlar işletmelerin organizasyon, üretim, dağıtım ve pazarlama gibi tüm alanlarında etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Maliyetleri azaltmakta,verimliliği ve ürün çeşitliliğini artırarak ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamaktadır. İşletmeler ayakta kalabilmek için kullandıkları teknolojileri sürekli olarak yenilemek ve bu alandaki gelişmelere ayak uydurmak zorundadırlar.
Buluşlar sadece işletmeler için değil ülke kalkınması için de son derece önemlidir.Toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişliklerini ülkedeki buluşlar belirlemektedir.Yirminci yüzyıla bilişim alanındaki buluşlar damgasını vurmuştur. Bu alandaki buluşlar; iş sürecinin gerektirdiği veri ve bilgi akışının hızlı, doğru ve gerçek zamanlı olarak yapılmasını sağlamıştır. Bugün e-işletmeler ve e-ticaret hızla yayılmaktadır. Bilişim alanındaki gelişmeler, işletmelerin yanı sıra toplumdaki herkesi, tüm kurum ve kuruluşları da yakından etkilemektedir. E-devlet projesi ile birçok kamu hizmeti elektronik ortamda daha hızlı ve ucuz olarak verilmektedir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunuyla1 elektronik imzanın hukuki ve teknik yönleri ile kullanımına ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Bununla elektronik imzanın elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğuracağı hükme bağlanmıştır. Bugün işletmelerin muhasebe kayıtları dahi elektronik ortamda tutulmakta, birçok bankacılık işlemleri bankaya gitmeden elektronik ortamda yapılmakta, işçi ücretleri dahi bu şekilde ödenmektedir. Aynı şekilde işe giriş ve çıkış bildirimleri, aylık hizmet ve prim bildirgeleri elektronik ortamda yapılmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yapılan değişiklikle elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet hükmünde kabul edilmiş ve bu verilerin aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılacağı hükme bağlanmıştır(m.295/A).
Buluş yapma faaliyetleri toplum ve işletmeler için bu kadar büyük öneme sahip olması nedeniyle tüm dünyada desteklenmekte ve özendirilmektedir. Bunun için her şeyden önce
buluşun korunması ve buluş yapanların ödüllendirilmesi gerekir. Buluş yapma faaliyetlerini destekleyen ve buluşu etkin bir şekilde koruyan ülkelerin gelişmiş olması bir tesadüf değildir.
* Doç.Dr. Talat CANBOLAT, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı
1 RG 23.01.2004, Elektronik İmza Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik için bkz. RG 06.01.2005, 25692.
Buluş sahibine bunu açıklaması karşılığında belirli bir süre inhisari nitelikte hak tanınmaktadır. Böylece ortaya çıkan buluş, ilgili olduğu alanda yeni bir buluş basamağını
oluşturmakta, koruma süresi içerisinde sahibinin izni olmadan bunu kullanamayan diğer işletmeler, bu bilgileri esas alarak yeni buluş yapma faaliyetlerine girişmektedir. Buluş
konusunun toplumun menfaatini de yakından ilgilendirmesi nedeniyle, buluş sahibine sağlanan inhisari hakkın belirli bir süreyle sınırlı olması kabul edilmektedir. Bu sürenin
sonunda, sahibinin buluş üzerindeki inhisari hakkı sona erecek, buluş toplumun malı kabul edilerek herkes tarafından kullanılabilecektir. Böylece teknik, ekonomik ve sosyal kalkınma sağlanacaktır.
Ülkelerin patent bürolarına yapılan müracaatlar incelendiğinde, patente konu buluşların % 90 civarında işçiler tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Çoğu ülkede bu oran % 90’ın üzerindedir. Bu durum işçi buluşlarının, işletmelerin yanı sıra ülkeler için de ne kadar önemli bir konu olduğunu göstermektedir. İşçi buluşlarına ilişkin hukuksal düzenlemeler, ülkelerin teknolojik, ekonomik ve sosyal gelişiminin sağlanmasında vazgeçilmez bir unsurdur.Konunun önemi ve getireceği faydalar nedeniyle işletmeler araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem vermeye başlamışlardır. Daha karmaşık hale gelen teknolojik gelişmeler, buluş gerçekleştirmede başarıya ulaşabilmek için bireysel çalışmalar yerine kolektif çalışmaları gerekli kılmaktadır. İşletmeler yeni buluş yapma faaliyetleri için “Ar-Ge” adıyla ayrı bölümler açmaktadır. Burada iş görme borcu “buluş” olan işçiler istihdam edilmektedir. Bunların başarıya ulaşabilmeleri için gerekli olan araç, gereç ve sermaye işletmeler tarafından verilmekte, her türlü teknik altyapı hazırlanmaktadır. Merdiven altı buluşlar devrini tamamlamış, günümüzde gerçekleştirilen buluşların tamamına yakını planlı şekilde araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde çalışanlar tarafından yapılmaktadır.
Tarihsel süreç incelendiğinde, teknoloji alanındaki buluşlar sonucu yaşanan sanayi devriminin ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan toplumları büyük oranda etkilediği görülmektedir. İlerleyen tekniğe bağlı olarak gelişen makine gücü ve fabrika işletmesi işçi sınıfının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu zamana kadar bağımsız olarak çalışan birçok insan, başka bir kimsenin hizmetinde işçi olarak çalışmaya başlamış ve bağımsızlığını önemli ölçüde yitirmiştir. İlkçağ ve ortaçağdaki kölelere göre kişisel özgürlüğü olan fakat geçimini sağlayabilmek için bütün ömrünü başkasının hizmetinde geçirmek zorunda kalan kişilerden oluşan “işçi sınıfı” bu dönemde doğmuştur. İktisadi liberalizmin ortaya koyduğu düşünce büyük ölçüde işçilerin sömürülmesine yol açmıştır. Bu durum topluma zarar veren büyük çatışmalara neden olmuştur. İşçilerle işverenler arasındaki hukuki ilişkilerin toplum düzenini bozmayacak ve taraflar arasında barışı sağlayacak şekilde düzenlenebilmesi için devletin çalışma hayatına müdahale etmesi gerekmiştir. Devlet tarafından daha çok işçiyi korumaya yönelik olarak yapılan bu düzenlemeler sonucu İş Hukuku ayrı bir hukuk dalı olarak ortaya çıkmıştır.
Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinin yaşandığı şu günlerde sosyal ve ekonomik değişimlerle birlikte çalışma ilişkileri de önemli değişiklikler göstermektedir. Bilgi toplumunda, mevcut bir makine veya maddi sermayenin yerini fikri ürünler almaktadır.Teknoloji baş döndürücü hızla gelişmekte, buna ayak uyduramayan işletmeler yok olup gitme tehlikesiyle karşılaşmaktadır. Kıt kaynakların yerini temel stratejik kaynak olan bilgi ve bunun somutlaşmış şekli olan buluşlar almaktadır. Bugün; teknolojik buluşlar, ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve hukuksal yapıyı derinden etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelişmeler sonucu Fikri ve Sınaî Mülkiyet Hukuku ayrı bir hukuk dalı olarak ortaya çıkmıştır.
Buluş yapan kişinin işçi olması halinde konu, hem İş Hukukunu hem de Fikri ve Sınaî Mülkiyet Hukukunu yakından ilgilendirmektedir. Klasik İş Hukuku anlayışına göre işçi,
yapmakla yükümlü olduğu faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan mal veya hizmet üzerinde herhangi bir hak iddia edemez. İşçi, emeğinin karşılığını ücret olarak almakta, çalışması
sonucu ortaya çıkan iş sonuçları doğrudan işverene ait olmaktadır. Buna karşılık Fikri Mülkiyet Hukukuna göre buluş onu yapan kişiye ait kabul edilmektedir. Hizmet buluşları
işverenin menfaati ile işçinin menfaatinin çatıştığı bir konudur. Bu menfaatlerin hakkaniyete uygun bir şekilde dengelenmesi gerekir. Bu nedenle, hizmet buluşlarının işverene ait olduğu kabul edilirken, bunun karşılığında, işverenin buluşun ekonomik değerine göre işçiye ücreti dışında uygun bir bedel vermesi gerekecektir. Bu, aynı zamanda işçinin buluş yapma faaliyetlerini özendirirken, ortaya çıkan buluş nedeniyle işverene ve topluma büyük yararlar sağlayacaktır. Teknolojik gelişmelerin karmaşık yapısı ve uzmanlık gerektirmesi bu tür iş ilişkilerinde işverenin, işin görülmesi konusunda işçiye verebileceği emir ve talimatların oldukça sınırlı kalmasına yol açmaktadır. Buluşun ekip çalışmasını gerektirmesi iş paylaşımını zorunlu kılmaktadır. Bu alanda çalışan işçiler bilinmedik ve beklenmedik iş riskleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bilişim alanındaki gelişmeler iş sonuçlarının elektronik
ortamda gönderildiği “tele çalışma” gibi yeni iş sözleşmesi türlerini ortaya çıkarmıştır. Bütün bu gelişmeler klasik İş Hukukundaki “işyeri” ve “işçi” kavramının yeniden sorgulanmasına
neden olmuştur. İşçi buluşlarına ilişkin düzenlemelerin mutlaka İş Hukuku ilkeleri ile uyumlu olması gerekir. İş görme borcunun konusu doğrudan buluş olmasa dahi, işçinin iş ilişkisi
sırasında işletmenin faaliyet konusuyla ilgili önemli bir buluş yapması mümkündür. Bu durumlarda, işçi ve işverenin buluşa ilişkin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi gerekir.
Ayrıca işçi ve işverenin buluşa ilişkin hak ve menfaatleri buluşun korunma altına alınmasına kadar gizli tutulmasını gerektirmektedir. Diğer taraftan özellikle, teknoloji alanındaki buluş
yapma faaliyetleri ile uğraşan işçiler bilinmedik ve beklenmedik iş riskleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bütün bunlar iş ilişkisinde var olan işçinin sadakat ve rekabet etmeme,
işverenin de işçiyi koruma ve gözetme borçlarını yakından ilgilendiren konulardır.
II. İŞÇİ KAVRAMI
1. Genel Olarak
Fikri ve Sınaî Mülkiyet Hukuku alanında “işçi” kavramı tüm bağımlı çalışanları kapsayacak şekilde oldukça geniş tutulmaktadır. Burada, İş Hukuku anlamında teknik olarak işçi sıfatına
sahip olmasa dahi, belirli bir bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunan kişiler tarafından yapılan buluşlara ilişkin özel düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenlemelerde, işçi kavramı
tanımlanmaktan daha çok buluşun işin görülmesi sırasında ortaya çıkması halinde, çalışanla çalıştıranlar arasındaki hak ve yükümlülükler düzenlenmiştir. Örneğin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 4630 sayılı Kanunla değişik 18. maddesinde, mali hakları kullanma yetkisinin münhasıran eser sahibine ait olduğu belirtildikten sonra, “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Bunun gibi 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesinin başlığı, “Hizmet İlişkisinde Hak Sahibi” olmakla birlikte, burada işçi kavramı tanımlanmamıştır. Bu maddenin birinci fıkrasında, “Aralarındaki
özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken tasarladıkları tasarımların sahipleri bunları çalıştıranlardır” hükmüne yer
verilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, “Sözleşmesi gerektirmediği halde işyerindeki bilgiler ve araçlardan faydalanmak suretiyle bir tasarım yapan memur, hizmetli ve işçinin yaptıkları tasarımın sahipleri bunları çalıştırandır” denilmiştir. Görüldüğü gibi burada memur, hizmetli ve işçi kavramları birlikte kullanılmıştır. 551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede ise işçi kavramı tanımlandığı gibi, bunun dışında kalan stajyer ve pratik yapan öğrencilerin de işçi sayılacakları belirtilmiştir.
İşçiden söz edebilmek için her şeyden önce tarafların serbest iradeleri ile kurulmuş bir iş sözleşmesinin varlığı gerekir. Ayrıca sadece gerçek kişiler işçi sıfatını kazanabilirler. Tüzel kişilerin işçi sayılması mümkün değildir. Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu, daha öncekilerden farklı olarak, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denileceğini hükme bağlamıştır (m.2/I). Aynı şekilde, buluşlar da, mutlaka gerçek kişiler tarafından yapılırlar. Bu nedenle, tüzel kişiler işçi olamayacakları gibi buluşçu da olamazlar. Ancak bunlar, buluş ortaya çıktıktan sonra buluş üzerinde hak sahibi olabilirler.
İşçi kavramı, hukukumuzda çeşitli kanunlarda tanımlanmıştır. İşçilere ilişkin ilk düzenleme Borçlar Kanununda yapılmıştır. Daha sonra ayrı bir İş Kanunu çıkarılmıştır. İş Kanununun kapsamına tüm işçiler alınmamıştır. İş ilişkileri özellik arzeden ve İş Kanununun kapsamı dışında kalan bazı işçiler için ayrı kanunlar çıkarılma ihtiyacı doğmuştur. Bu kapsamda, 854 sayılı Deniz İş Kanunu2 ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki 2 RG 29.04.1967, 12586.5 Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun3 çıkarılmıştır. Bunlardan basınla ilgili olan kısaca Basın İş Kanunu olarak anılmaktadır.
2. PatKHK’ye Göre İşçi Sayılanlar
551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye göre, işçi,“bir özel hukuk sözleşmesi veya benzeri bir hukuk ilişkisi gereği, başkasının hizmetinde olan ve bu hizmet ilişkisini işverenin gösterdiği belli bir işle ilgili olarak kişisel bir bağımlılık içinde ona karşı yerine getirmekle yükümlü olan kişidir. Ücretsiz olarak ve belirli bir süreye bağlı olmaksızın hizmet gören stajyerler ve pratik yapan öğrenciler de, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre işçi sayılır” (m.16/II). Buna göre, özel hukuk ilişkisi içerisinde başkasına bağımlı olarak hizmet verenlerin yanı sıra pratik yapan öğrenciler ve stajyerler de işçi sayılmaktadır. İşyerinde bulunan çırak, stajyer ve öğrenciler de işverene bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunmaktadırlar. Ancak, bunların çalışma ilişkileri gerçekte iş sözleşmesine dayanmaz ve teknik olarak işçi kabul edilmezler. Kararname, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin bunlar hakkında da uygulanacağını belirtmek için böyle bir ifade kullanmıştır.
Kararname, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulama alanı içerisinde bulunan kişilerin özel hukuk ilişkisi içinde çalışıyor olmalarını aramıştır. Ancak, hemen belirtelim ki, kamu hukuku kapsamında olan memur ve silahlı kuvvetler mensuplarının gerçekleştireceği buluşlar ayrıca düzenlenmiş, ancak bunlar hakkında da, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin
uygulanacağı belirtilmiştir. Gerçekten de, Kararnamenin 39. maddesine göre, “Özel hukuk ilişkisine tabi olarak çalışan işçilerin buluş ve teknik iyileştirme teklifleri için uygulanacak hükümler, kabul edilmiş özel düzenlemeler mahfuz kalmak şartıyla, genel, katma, özel bütçeli kamu kuruluşları ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bağlı ortaklıklarında çalışan memurların buluş ve teknik iyileştirme teklifleri için de uygulanır”. Kararnamenin 40. maddesinde, silahlı kuvvetler mensuplarının buluş ve teknik iyileştirme teklifleri hakkında, memurların buluş ve teknik iyileştirme tekliflerine ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Burada, doğrudan işçi buluşlarına ilişkin hükümlere atıf yapılmak yerine, dolaylı anlatım yolu seçilmiştir. Memurların buluş ve teknik iyileştirme teklifleri hakkında işçi buluşlarına ilişkin hükümler uygulanacağından, silahlı kuvvetler mensupları hakkında da aynı hükümlerin uygulanacağı açıktır. Bununla, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin kapsamı oldukça genişletilmiştir. Öğretim elemanları hariç olmak üzere, özel sektör veya kamuda çalışanların tamamı hakkında, Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Çalışanların ünvanları ve çalışmanın niteliği önemli değildir. Bunlar işçi, memur veya sözleşmeli personel statüsünde olabilirler.
Çalışanlardan, sadece, üniversitelere bağlı fakülte ve yüksek okullarda bilimsel çalışma yapmakta olan öğretim elemanlarının yaptığı buluşlar, serbest buluş sayılacak ve bunlar hakkında işçi buluşlarına ilişkin hükümler uygulanmayacaktır (PatKHK m.41/I). Öğretim 3 RG 20.06.1952, 8140.kurumu, buluşla sonuçlanan araştırma için özel olarak belli araç ve gereçleri sağlamak suretiyle harcamalarda bulunmuşsa, buluşu yapan öğretim elemanı, kurumuna, buluşun değerlendirildiğini yazı ile bildirmek zorundadır. Öğretim elemanı, kurumun talep etmesi halinde, buluşu ne şekilde değerlendirdiği ve elde edilen kazanç miktarı hakkında da bilgi vermekle yükümlüdür. Öğretim kurumu, kedisine yapılan yazılı bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde, yapılan harcamaları geçmemek üzere, elde edilen kazançtan uygun bir miktarın verilmesini talep edebilir (PatKHK m.41/II). Öğretim elemanı, üniversitenin katkısı ile gerçekleştirilen buluşun tamamlandığını da ilgili üniversiteye bildirmekle yükümlüdür.
Kanun Hükmünde Kararname, kişisel bağımlılık içinde çalışanları işçi kabul ettiği için, istisna sözleşmesi, vekâlet sözleşmesi ve adi şirket sözleşmesine göre çalışanlar işçi kabul edilmeyecektir. Bu nedenle, anılan sözleşmelere göre çalışanların buluşları hakkında, işçi buluşlarına ilişkin hükümler uygulanmayacaktır. Bunların buluşları serbest buluş sayılacaktır.
Kararnamede, genel olarak bağımlılık yerine kişisel bağımlılıktan söz edilmiştir. Bunun nedeni, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulama alanının genişletilmesi, İş Hukuku anlamında işçi kabul edilen kişilerin yanında, çalışma ilişkileri buna benzemekle birlikte ekonomik yönden bağımlı olarak çalışmayan kişilerin de kapsama alınmasıdır. Kararname anlamında işçi sayılabilmek için ekonomik bağımlılık aranmayacak, kişisel bağımlılık yeterli kabul edilecektir. Bu nedenle, çalışmanın ücret karşılığında görülmesi zorunlu değildir.
Başkasının otoritesi altında, onun emir ve talimatlarına uygun olarak iş görenlerin tamamı işçi sayılacaktır. Kararnamede, kişisel bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunan stajyer ve pratik yapan öğrencilerden söz edilmiş, ancak çıraklardan söz edilmemiştir. Burada çıraklardan söz edilmemiş olması, bunların kapsam dışında bırakıldığı anlamına gelmez. Zira Kararnamede belirtilenler sayılı sınırlı değildir. Tam tersine, özel hukuk sözleşmesi veya benzeri bir hukuk ilişkisi gereği, başkasının hizmetinde olan ve bunu kişisel bağımlılık içinde yerine getiren herkesin kapsam içerisinde bulunduğu belirtilmiştir (m.16/III). Açıklanan nedenlerle,çırakların buluşları hakkında da işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir
Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümleri yönünden, işçinin hangi Kanunun kapsamında olduğu ya da görmüş olduğu işin türü ve bunun yapılış şekli gibi hususların önemi yoktur.
a) Borçlar Kanununa Tabi İşçiler
Borçlar Kanununun onuncu babında hizmet akdi düzenlenmiştir. Burada açıkça işçinin ayrı bir tanım yapılmamış, bunun yerine hizmet akdi tanımlanmıştır. Kanunun hizmet akdini tanımlayan 313. maddesine göre, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi ona bir ücret vermeği taahhüt eder”. Burada işçi, belirli veya belirsiz bir süre için ücret karşılığında iş görmeyi üstlenen kişi olarak belirtilmiştir. Ayrıca Borçlar Kanununda, hizmet akdinin yapılışı, hükümleri ve sona ermesinin yanı sora işçinin borçları, ücret, izin hakkı ve buluş hakkı gibi düzenlemelere yer verilmiştir.
Borçlar Kanununa tabi işçilerin buluşları hakkında da Kararnama hükümleri uygulanacaktır.Hemen belirtelim ki, Borçlar Kanununun 336. maddesinde işçi buluşlarına ilişkin hükümler yer almaktadır. “İşçinin İhtiraı” başlığını taşıyan bu maddeye göre, “İşçi hizmetini yaparken bir şey ihtira ettikte iş sahibi böyle bir ihtiraın kendisine ait olacağını akitte şart koymuş yahut bu ihtira işçinin taahhüt eylediği hizmetin levazımından bulunmuş ise ihtira olunan şey,iş sahibinin olur./Birinci surette ihtira mühim bir iktisadi kıymeti haiz ise, işçinin hakkaniyet dairesinde tâyin edilecek bir bedel istemeğe hakkı vardır./Bu bedel, ihtiraın meydana gelmesinde iş sahibinin iştiraki ve tesisatından edilen istifade nazara alınarak tesbit olunur”. Borçlar Kanununun anılan hükümleri halen yürürlüktedir. 1995 yılında çıkarılan, 551 sayılı PatKHK’de bu hükümlerin yürürlükten kaldırıldığına ilişkin açık bir düzenleme yer almamıştır.
Borçlar Kanununun işçi buluşlarına ilişkin hükümleri, önemli ölçüde Kararname ile çelişmektedir. Her şeyden önce, Kararname, buluşları, hizmet buluşları ve serbest buluşlar olarak ikiye ayırarak düzenlemiştir. Kararnameye göre, işçi buluşlarına ilişkin hükümler emredici nitelikte olup, işçilerin aleyhine olacak şekilde değiştirilemez (m.34). Tarafların, buluşa ilişkin bildirim veya başvuru tarihinden önce yapacakları ve işçinin aleyhine olan sözleşmeler geçersizdir. Ayrıca, bu tarihten sonra yapılan sözleşmelerin de hakkaniyete uygun olması gerekir. Aksi takdirde, işçi, iş ilişkisi sona erdiği tarihten itibaren altı ay içinde bu sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia edebilir (m. 35). Oysa Borçlar Kanunu, daha başlangıçta iş sözleşmesine konulacak hükümleri, bunların işçinin lehine veya aleyhine olup olmayacağına bakmaksızın geçerli saymaktadır. Hatta Kanuna göre, iş sözleşmesinde işçinin yapacağı buluşun işverene ait olacağının kararlaştırılması halinde, bunun hizmet veya serbest buluş olup olmadığına bakmaksızın tüm buluşlar işverene ait sayılacaktır.
Kararnamenin, daha sonra yürürlüğe girmiş olması ve özel nitelikli düzenleme olması nedeniyle, işçi buluşlarına ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle, Borçlar Kanununun 336. maddesi şeklen yürürlükte olup, fiilen uygulama kabiliyeti yoktur. Nitekim Borçlar Kanunu Tasarısında, hizmet buluşları ve diğer sınaî ve fikri mülkiyet haklarına ilişkin konularda “özel kanun” hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Tasarının 426.maddesine göre, “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır”.
b) İş Kanuna Tabi İşçiler
2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanununun birinci maddesine göre, “Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir./Bu Kanun, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır”. Buna göre, Kanunun 4.maddesinde belirtilen istisnalar dışında kalan ve iş sözleşmesine dayanarak çalışan tüm kişiler İş Kanunun kapsamında yer alacaktır. Kanunun kapsamı dışında tutulanlardan bir kısmı, diğer İş Kanunlarının kapsamına alınmıştır. Anılan 4. maddeye göre, deniz ve hava taşıma işlerinde, 50den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde, aile ekonomisi sınırları içinde kalan, tarımla ilgili her çeşit yapı işlerinde, bir ailenin üyeleri ve 3 üncü dereceye kadar (3 üncü derece dahil) hısımları arasında dışardan başka biri katılmayarak evlerde ve el sanatlarının yapıldığı işlerde, ev hizmetlerinde, iş sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere çıraklar hakkında,sporcular hakkında, rehabilite edilenler hakkında, 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışan işçiler hakkında İş Kanununun hükümleri uygulanmayacaktır. Şu kadar ki; kıyılarda veya liman ve iskelelerde gemilerden karaya ve karadan gemilere yapılan yükleme ve boşaltma işlerinde, havacılığın bütün yer tesislerinde yürütülen işlerde, tarım sanatları ile tarım aletleri, makine ve parçalarının yapıldığı atölye ve fabrikalarda görülen işlerde, tarım işletmelerinde yapılan yapı işlerinde, halkın faydalanmasına açık veya işyerinin eklentisi durumunda olan park ve bahçe işleri ile Deniz İş Kanunu kapsamına girmeyen ve tarım işlerinden sayılmayan, denizlerde ve su ürünleri üreticileri ile ilgili işlerde çalışan işçiler İş Kanununun kapsamındadır.
Kanunun 2. maddesinde, işçi “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi” olarak tanımlanmıştır. Burada iş sözleşmesi unsuru ön plana çıkmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu önceki İş Kanununlarından farklı olarak “iş sözleşmesi”nin tanımını da yapmıştır. Kanunun 8.maddesine göre, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir”. 1475 sayılı İş Kanununda, iş sözleşmesinin tanımı yapılmamış, işçinin tanımı yapılırken de bağımlılık unsuruna yer verilmemişti. Bu Kanunun 1. maddesine göre, “Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiye işçi” denir. Ancak, 1475 sayılı Kanun döneminde, öğreti ve Yargıtay kararlarında, iş sözleşmesinin iş, ücret ve bağımlılık unsurlarından oluştuğu ve bağımlılık unsurunun, iş sözleşmesini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran bir unsur
olarak kabul edilmiştir. Ancak, hemen belirtelim ki, tarafların aralarındaki ilişkiyi vekâlet veya eser sözleşmesi olarak nitelendirmeleri önemli olmayıp, taraflar arasındaki gerçek hukuki ilişkiye göre karar verilecektir.
Kararnamede kişisel bağımlılık unsuruna vurgu yapılmıştır. Yeri gelmişken belirtelim ki,genel anlamıyla bağımlılık, işçinin, iş görme borcunu belirli ya da belirsiz bir süre, işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak yerine getirmesini ifade eder. İşçi, üstlenmiş olduğu iş veya hizmetini, işverene ait iş ya da hizmet organizasyonu çerçevesinde işverenin, yönetim, gözetim ve denetimi altında yerine getirir. İşçi emeğinin karşılığı olan ücretle geçinen kişidir. Bu yönü itibariyle işçi, az ya da çok ekonomik yönden de işverene bağımlıdır. Ancak ekonomik bağımlılık tek başına iş sözleşmesini diğerlerinden ayıran bir unsur değildir.İş ilişkisine özelliğini veren iş görme ediminin ücret karşılığında ve kişisel bağımlılık içerisinde yerine getirilmesidir. Bu yönü itibariyle bağımlılık, işçi ile işveren arasında hiyerarşik bir bağı ifade eder. Bağımlı çalışmanın olmadığı durumlarda, işçiden ve dolayısı ile işçi buluşundan da söz etme olanağı yoktur. İşyerinde çalışan tüm işçiler için aynı derecede bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemez. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin türü, görülen işin niteliği, işçinin uzmanlığı, işyerindeki konumu ve diğer çalışma koşulları farklı olduğu ölçüde bağımlılık ilişkisi de farklılık gösterir. Kararnamede memur ve silahlı kuvvetler mensuplarının buluşları hakkında da işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş olması nedeniyle bağımsız çalışanlar ile öğretim elemanlarının buluşları dışında tüm çalışanlar kapsama dahildir.
c) Deniz İş Kanununa Tabi İşçiler
Deniz İş Kanunu, niteliği itibariyle işçi olanlardan“gemiadamlarını kapsama almıştır.Kanunun 1. maddesine göre, “Bu kanun denizlerde, göllerde ve akarsularda Türk Bayrağını taşıyan ve yüz ve daha yukarı grostonilatoluk gemilerde bir hizmet akdi ile çalışan gemiadamları ve bunların işverenleri hakkında uygulanır”. Gemiadamı, hizmet akdine dayanarak gemide çalışan kaptan, zabit, tayfa ve diğer kimselere denilmektedir (m.2/B).Deniz İş Kanunu, kapsamındaki işçileri hizmet akdi ile çalışanlar olarak tanımlamıştır. Ancak, Kanunda hizmet akdi ayrıca tanımlanmamıştır. Bu nedenle, Borçlar Kanununun hizmet akdine ilişkin hükümleri, İş Hukuku ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla bu Kanun kapsamında olanlar hakkında da uygulanacaktır. Bunların buluşları hakkında da Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
d) Basın İş Kanununa Tabi İşçiler
Basın İş Kanununa tabi olan işçiler gazeteci olarak tanımlanmıştır. Kanunun kapsamı 1.maddesinde şu şekilde belirtilmiştir; “Bu Kanun hükümleri Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki işçi tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır”. Ancak Devlet, vilayet ve belediyeler ile İktisadi Devlet Teşekkülü ve müesseseleriyle, sermayesinin yarısından fazlası bu teşekküllere ait şirketlerde istihdam
edilen memur ve hizmetliler Kanunun kapsamı dışında tutulmuştur (m.2).
e) Pratik Yapan Öğrenciler
Pratik yapan öğrenciler de, Kanun Hükmünde Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümlerinin kapsamına dâhildir. Kararnameye göre, “Ücretsiz olarak ve belirli bir süreye bağlı olmaksızın hizmet gören stajyerler ve pratik yapan öğrenciler de, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre işçi sayılır” (m.16/III). Pratik yapan öğrenciler genellikle, mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında örgün eğitim gören kişilerdir. Bunlar, daha sonra mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını, işyerlerinde çırak sıfatıyla devam ettirirler. Çıraklık eğitimi sonunda kalfa ve daha sonra da usta sıfatını alarak mesleklerinde ilerlerler.
Kararnamede sözü edilen pratik yapan öğrenciler Mesleki Eğitim Kanununda4 düzenlenmiştir.Kararnamede, pratik yapan öğrenciler den söz edilirken, Mesleki Eğitim Kanununda pratik yerine beceri eğitiminden söz edilmektedir. Mesleki Eğitim Kanununa göre, yirmi ve daha fazla işçi çalıştıran işletmeler, çalıştırdıkları işçi sayısının yüzde beşi ile yüzde onu arasında, mesleki ve teknik eğitim, okul ve kurumu öğrencilerine beceri eğitimi yaptırmakla yükümlüdürler (m.18/I). İşletmelerdeki işçi sayısının tespitinde her yılın ocak ayı, yaz mevsiminde faaliyet gösteren işletmelerde ise temmuz ayında çalışan işçi sayısı esas alınır (m.18/VI). Beceri eğitimi başladıktan sonra, işçi sayısında azalma olması halinde de, öğrenciler okuldan mezun oluncaya kadar eğitimlerine devam ederler (m.22/II). İşletmelerde beceri eğitimi gören öğrencilerin teorik eğitimi, mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletmelerin bu amaç için kurulmuş eğitim birimlerinde yapılır (MEK.m.20/I). On ve daha fazla öğrenciye pratik eğitimi yaptıracak işletmeler, eğitim birimi kurmakla da yükümlüdürler (MEK m.18/VIII). Çalışma saatleri içinde yapılacak teorik eğitim haftada oniki saatten az olamaz. Bu eğitim, yoğunlaştırılmak suretiyle de yapılabilir. Bunların mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında görecekleri teorik eğitim günlerinde öğrenciler ücretli izinli sayılırlar (MEK.m.20/I). Ayrıca Bakanlık, işletmelerin meslek eğitimi kapsamına alınıp alınmadığına bakmaksızın, elliden az personel çalıştıran işletmelerde, teknik lise ve meslek lisesi öğrencilerine beceri eğitimi yaptırabilir (MEK m.23). Kararnameye göre, pratik eğitim yapan öğrencilerin gerçekleştirecekleri buluşlar hakkında da işçi buluşlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bunların mutlaka Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında olmaları zorunluluğu da yoktur. Bu nedenle, Mesleki Eğitim Kanun, kapsamı dışında pratik yapan öğrenciler de işçi sayılacaklardır. Nitekim Tasarıda, “Öğrenciler de bu Kanun hükümlerine göre işçi sayılırlar” denilerek, eğitim-öğretim amaçlı olarak işyerlerinde bulunan öğrenciler hakkında da işçi buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş olmaktadır (m.100/I).
f) Çıraklar
Patent Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamede, pratik yapan öğrenciler ve stajyerler açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, işyerlerinde çırak, kalfa veya ustalık ilişkisi içerisinde çalışanlardan söz edilmemiştir.Bunlardan kalfalık veya ustalık ilişkisi içerisinde çalışanların çalışma ilişkileri, genellikle iş sözleşmesine dayandığı ve bunların işçi sıfatına sahip oldukları kabul edilmektedir. Ancak, çıraklık ilişkisi bundan farklı olup çıraklar işçi kabul edilmemektedir.
Kararnamenin amacı, çalışma ilişkisinin hukuki niteliğine bakmaksızın, işyerinde kişisel bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunanların gerçekleştirmiş olduğu buluşlar hakkında işçi 4 RG 10.07.2001, 24458.buluşlarına ilişkin hükümlerin uygulanmasını sağlamaktır. Kararname, bu konuya ilişkin temel kuralı şu şekilde ifade etmiştir; “Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre işçi, bir özel hukuk sözleşmesi veya benzeri bir hukuk ilişkisi gereği, başkasının hizmetinde olan ve bu hizmet ilişkisini işverenin gösterdiği belli bir işle ilgili olarak kişisel bir bağımlılık içinde ona karşı yerine getirmekle yükümlü olan kişidir”. Bu temel kuraldan sonra “Ücretsiz olarak ve belirli bir süreye bağlı olmaksızın hizmet gören stajyerler ve pratik yapan öğrenciler de, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre işçi sayılır” hükmü getirilmiştir.Burada yer alan işçi sayılırlar ifadesinin, bunlar hakkında da işçi buluşlarına ilişkin hükümler uygulanır şeklinde anlaşılması gerekir. Ayrıca temel kural, birinci cümlede belirtilmiş olup,burada kişisel bağımlılık veya çalışma ilişkisinin iş sözleşmesine dayanması zorunluluğu öngörülmemiştir. Tam tersine madde metninde “bir özel hukuk sözleşmesi veya benzeri bir hukuk ilişkisinden” söz edilmiştir. İkinci cümlede ise stajyer ve pratik yapan öğrenciler örnek olarak sayılmıştır. Her iki cümle birlikte değerlendirildiğinde, Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümlerinin uygulanması için, işverene karşı kişisel bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunmak yeterli olup, bunun hangi hukuki ilişkiye dayandığının önemi yoktur. Bu nedenle,pratik yapan öğrenciler ve stajyerlerin yanı sıra kişisel bağımlılık içerisinde bulunan çırakların buluşları hakkında da Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Esas itibariyle çıraklar, işyerlerinde, pratik eğitimlerini yapmak amacıyla bulunmaktadırlar. Kararnamedeki pratik yapan öğrenci deyimi çırakları da kapsamaktadır.
g) Stajyerler
Stajyer belirli bir mesleğe ilişkin teorik öğreniminin yanında veya öğrenimini tamamladıktan sonra, bu mesleğin teorik bilgisini, pratik bilgiyle geliştirmek ve tecrübe edinmek için işyerinde bulunan kişidir. Bu yönü itibariyle stajyerlik ilişkisi, iş ilişkisi veya çıraklık ilişkisinden farklı olup bunlar işçi veya çırak olarak nitelendirilemez. Stajyer, işçi gibi geçimini sağlamak için ücret karşılığında çalışan kişi değil, bilgi ve tecrübesini geliştirmek için faaliyette bulunan kişi durumundadır. Bu ilişkinin temel konusu iş görme olmayıp, teorik bilginin pratikle geliştirilmesidir. Bu aynı zamanda, stajyerliğin çıraklıktan farkını da göstermektedir. Zira çıraklık sözleşmesinin konusu bir mesleğin öğrenilmesi iken, stajyerlikte, esasen var olan mesleki bilginin, işyerinde pratik bilgiyle geliştirilmesi ve tecrübe edinmesi söz konusudur.
Bazı öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler için, işyerlerinde belirli bir süre staj yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Ayrıca mevzuatta, yükseköğrenimden sonra bazı meslekler yönünden, o mesleğin ifası için staj zorunluluğu öngörülmüştür. Avukatlık Kanununa göre, hukuk fakültesini bitirerek teorik eğitimini tamamlayanların, avukatlığa kabul edilebilmeleri için avukatlık stajını tamamlayarak staj bitirim belgesi almaları gerekir (m.3/Ic).3467 sayılı Yüksek Mühendis ve Teknik Okulları Mezunlarının Mecburi Hizmetlerine Dair Kanununda devlet adına yüksek mühendis, teknik okullarda ve yurt dışında okuyan öğrencilerin eğitimini tamamladıktan sonra, meslek ve uzmanlık alanlarında stajyer olarak istihdam edilecekleri, daha sonra memurluğa nakledilecekleri hükme bağlanmıştır (m.3) Bunun yanı sıra, uygulamada zorunlu olmamakla birlikte, yükseköğrenim sırasında veya yükseköğrenim tamamlandıktan sonra işyerlerinde pratik bilgilerin artırılarak tecrübe ve deneyim kazanmaya yönelik, ihtiyari olarak staj yapıldığı da görülmektedir. Özellikle okulların tatil olduğu yaz aylarında, bazı işyerleri, personel açıklarını stajyer adı altında işçi çalıştırmak suretiyle kapatmaya çalışmaktadır. Herhangi bir şekilde, eğitimin veya o mesleğin ifası için mevzuatta stajyerliğin öngörülmediği durumlarda, bunlar işçi kabul edilmelidir.Yargıtay da, stajyerlik ilişkisinin varlığı için, öğrenim sırasında veya sonrasında yapılmasının zorunlu olmasını aramaktadır.
Kararnamenin 16. maddesinde stajyerlerin de işçi sayılacakları hükmüne yer verilmiştir.Bununla, Kararnamenin işçi buluşlarına ilişkin hükümlerinin stajyerler hakkında da uygulanacağı ifade edilmek istenmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, stajyerler de işyerlerinde kişisel bağımlılık ilişkisi içerisinde bulunmaktadır. Uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi için konunun açıkça düzenlenmiş olması isabetlidir. Tasarıda da aynı hüküm yer almaktadır. Kanun yapma tekniği bakımından, stajyerlerin işçi sayılacakları yerine, Kararnameninin işçi buluşlarına ilişkin hükümlerinin bunlar hakkında da uygulanacağının belirtilmesi daha isabetli olacaktır.
BU konua ilişkin diğer bilgilere aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz.
İşçi Hizmet Buluşları
serbest işçi buluşları
Buluşun gizliliği
Kaynak:
Doç .Dr. Talat CANBOLAT