Koşullar ve istemler insan zihninde çatışmaya başladığı anda göç başlamış demektir..Yılar önce bizlerde doğduğumuz değer yargıları ile büyüdüğümüz topraklardan her birimiz sırtımıza yüklediğimiz onca pembe hayallerimizle birlikte, sonbahar rüzgarlarına kapılmış yapraklar misali dört bir yana savrulduk, durduk…
Yoksunluklara sitemlerimiz isyana dönüşmüştü artık...Tutamazdı kimse bizi o topraklarda..Öyle ya daha güzel bir yaşam bizim de hakkımız değilmiydi.?.Hani o zamanlarda pek kolay değildi göç etmek ama gözü pektik,, hayallerimizde süslediklerimiz, yüreğimizi pır pır ediyordu.Hele hele kalbimize gülümseyen bir güzel de hafifte olsa uzaklardan el sallamışsa kim tutardı artık bizi..
Kimimiz büyük metropollere, kimimiz yurtdışına kimimiz uzaktan da olsa bir akrabamızın olduğu diyarlara doğru yol aldık.Ama bir önce uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpmaya heyecanlandığımız toprakları göçün hemen başındaki daha ilk otobüs molasında bile, her yolcunun doğal olarak Ağrılı olması nedeni ile bu kez “Ağrı’nın neresindensiniz.?” diye sorduğumuz anda YANLIZLIĞIN yaftasını boynumuza asla çıkmayacak şekilde asılı olduğu gerçeği zihnimizde müthiş bir tokat gibi patlıyordu…Evet özgürlüğe uçuyorduk ama yalnız gidiyorduk ve bu yalnızlık, Milyonların yaşadığı, her türlü sosyal olanaklara sahip metropolde bile yaşayacak ve yıllar sonra bile, çevreniz ve bu kentte kurduğunuz dostluklar ne olursa olsun, memleketinizdeki dostlarınızın yoksunluğunun yarattığı yalnızlığın ezik duygusu her zaman hüzünlü bir şekilde hatıralarınızda yerini alacaktı.
Hani doğrusunu söylemek gerekir göç edenlerin hemen hepsi mevcut koşullarından çok daha güzel koşullar, ortamlar ve imkanlarda yaşamışlardır.Otomobil marklarını bilmezdik güzel arabalarla boğaz sahillerinde caka attık, her kış kar kürümekten (temizlemek) gına geldiği evlerden çok daha güzel evlerde, sitelerde oturuyor, , kullandığımız eşyalar,kıyafetlerimiz,, konuşmamız, ,tarzımız, her şey hızla değişiyordu ama bir tek şey değişmiyordu, kendi topraklarımızda küçüklüğümüzde kurduğumuz dostlukların özlemi bitmiyor, aksine sinsi sinsi hüznün karanlık dehlizlerinde büyüyordu..
Birkaç gün önce face’ ye birkaç resim yükledim. (Koşullar uygun olmadığı için de çok da resmimiz yok zaten) Arkasından, Almanya’ da çok da güzel koşullarda yaşayan ,Taşlıçay’da yaşadığımız zamanlarda her pazartesi heyecanla Milliyet çocuk dergisi almaya gelen ama derginin gelmediği gün, hayal kırıklığının mahcup bir şekilde yüzüne yansıyan ve içimi acıtan Mete Vatan ve abisi Çetin Vatan Almanya’dan ,Taşlıçay ve dostların özlemine ilişkin mesajları, bir zamanlar manav işlerimizin taşımacılığında yardımcı olan ve İzmir^de yaşayan Mustafa Kızıldağ’ ın dokunduran özlemleri, Lise birinci sınıfa giderken, sınıf listesinde tek bir kız ismi olan Filiz Demir için sevinç çığlıkları atarken karşımıza çıkan Firuz Demir diye erkek arkadaşımızın yanık özlemi (enteresandır; eşimin ismi Filiz..Demek ki o zaman çığlığım o kadar içtenmiş ki Allah karşıma eşimi çıkardı) ,Köyden ilçeye geldiğim zamanda ilk arkadaşım olan Metin Atilla’ nın çekinerek de olsa kendisini tanıyıp tanıyamadığımı soran kısa mesajı,Çok az görüşmemize rağmen daha bir çok kişinin özlemi bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor ki nerede ve nasıl yaşıyorsak yaşayalım, doğduğumuz topraklarda filizlenen dostluklar, bırakın dostlukları tanışmışlıklar bile özlemi hiç bitmeyecekti, hep zihnimiz ve yüreğimizin hüzünlü albümünde kalacaktır.
Bir başka gerçek ise, profilimdeki resimden bile kolay tanıyarak iletişim kurabilecek birçok eş,dost,tanıdık, arkadaş bir iki resim yükledikten sonra mesaj yolladılar ki buda, sadece kişiye duyulan bir özlemi değil, koşulları ne olursa olsun memleketine duyduğu özlemin yüreğinde yanan yanardağı biraz olsun serinletmek içindir .Görsel hafızamız, yüreklerimizin derin dehlizlerdeki hatırları çok daha hızlı bir şekilde canlandırdığından, bu bir iki resim her birimizi ayrı ayrı memleket hatıralarına götürdü.Kimimiz iç çektik, kimimiz de hafif bir tebessüm ama emini ki hepimizde çok derin bir of çekmişizdir.Kendi payıma düşen; günün onca yorgunluğuna rağmen, yüreğimde tatlı bir hüzün, bir tebessüm, Taşlıçay’ dan kazanılmış alışkanlığım olan çaydan bir yudum aldıktan sonra, derin derin soluduğum sigarımın dumanlarında memleketime, dostlarıma, hatırlarıma kanat çırparak yıllarca yaşadığım anılarımı yeniden yaşadım…Onun içindir ki doğum günüm olan bugün bu yazıyı yazmak istedim
Şimdi dönmek istesek dönemeyiz özlemi içimizde büyüyen memleketimize….Çünkü büyük kentlerin yaşam tarzı ince ince işlemiş her bir yanımıza, dahası çocuklarımız, onların okulları ve daha iyi bir gelecek için onların yanında olmamız lazım…Amma yaşam standartlarımız ne olursa olsun en azından çocuklarını yetiştirmiş ve gerçek anlamda emekli olmuş hemşerilerimizin memleketlerine olan borçlarını ödemesi için dönmesi gerekir..
Dönmeli çünkü, herkes kazandığı farklı meslek ve tecrübeleri, kendi memleketlerinde daha kısıtlı olanaklarda yaşayan insanlarına yeni kaynak, istihdam ve yaşam olanakları kazanmalarına katkı sunmalıdır..Mutlaka çok büyük ticari işletme kurmak şart değil, çok ortaklı kolektif birlikteliklerin, edinilen tecrübelerin yaratacağı üretim ve sinerji ile küçük miktarlara bile yeni üretim alanları yaratılabilinir ve topluma önderlik edilebilinir.Teknoloji gelişti, Taşlıçay’ da bile olsa bugün dahi üreteceğiniz katma değerli bir ürünü internet üzerinden çok kolay bırakın yurtiçine yurtdışına bile pazarlanabilir.Başta eğitim olmak üzere Sosyal sorumluluk projeleri geliştirebiliriz.Şahsım olarak çocuklarımın eğitimi nedeni ile şimdilik dönmezsem bile bu ve benzer projelerde başta teknoloji,yazılım, Pazar olanakları, olmak üzere birçok konuda ciddi bir şekilde katkı sunabilirim.
Hani derler ya, “insanın doyduğu yer mi, doğduğu yermidir memleketi”…Şimdi çok daha iyi anlıyorum ki “insanın doğduğu yerdir memleketi” …En azından benim için….
Yeniden görüşmek üzere…Hoşça,dostça sevgi ile kalın…
Bülent AYDIN
Etkin Patent Tic.Ltd.Şti.