1- SIR (GİZLİ) TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
a) Genel Olarak
Başkaları tarafından bilinmeyen, sahibinin bilinmesini istemediği ve bilenmemesinde de haklı menfaati olan her şey “sır” olarak kabul edilir. Günlük yaşantımızda ve çalışma hayatında çeşitli sırlarla karşılaşılır. İş ilişkisi, iki tarafa borç yüklediği gibi, tarafların borcu süreklilik arz etmektedir. Bu niteliği itibariyle, işçinin iş görme ve işverenin de ücret ödeme borcu asıl borç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında tarafların iş ilişkisinden kaynaklanan yan borçları da vardır. İşçinin sadakat, işverenin de işçiyi gözetme ve koruma borcu bu niteliktedir. İşçi ve işveren karşılıklı olarak birbirlerinin hak ve menfaatlerini korumak ve gözetmek borcu altındadır. Bu daha çok, iş ilişkisinin konusu, işin özelliği ve işçinin işyerindeki konumuna göre belirlenir. Konu, daha çok işçinin sır saklama yükümlülüğü bakımından ele alınmış ve özelliği gereği bazı iş ilişkileri yönünden ilgili mevzuatta ayrıca düzenlenmiştir. Bu kapsamda örneğin, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu 5 çalışanlarının sır saklama borcuna ilişkin hükümlere yer vermiştir (m.73). Bunun gibi, TürkTicaret Kanununda anonim şirket denetçilerinin (m.358), Avukatlık Kanununda6 avukatların (m.36), Noterlik Kanununda7 da noter ve kâtiplerin (m.54) sır saklama yükümlülüklerine ilişkin hükümler mevcuttur. Sır saklamak, bu kapsamda olan bilgilerin gizli tutulması, üçüncü şahıslara açıklanmaması anlamındadır.
5 RG 01.11.2005, 25983.
6 RG 07.04.1969, 13168.
7 RG 05.02.1972, 14090.
İş ilişkisinin özelliği gereği, işveren de, işçiye ait birçok sır niteliğindeki bilgileri öğrenir. Bu bilgilerin başkalarına açıklanmamasında da işçinin haklı menfaati vardır. Bu nedenle, işveren de işçi hakkında edinmiş olduğu bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun 75. maddesinde, işverenin işçiye ait özlük dosyası tutmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işçiye ait her türlü belge ve kayıtları bu dosyada saklamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrasında,
işverenin, işçi hakkında edindiği bilgileri gizli tutmakla yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, “İşveren, işçi hakkında edindiği bilgileri dürüstlük kuralları ve
hukuka uygun olarak kullanmak ve gizli kalmasında işçinin haklı çıkarı bulunan bilgileri açıklamamakla yükümlüdür”.
Buluşun niteliği, buna ilişkin bilgilerin gizli kalmasını gerektirir. Diğer bir söyleyişle,buluşlar, gerek işçi gerekse işveren yönünden sır niteliğindedir. Hatta bunun sır sayılması için tamamlanmış olmasına da gerek yoktur. Bir işletmedeki buluşa ilişkin çalışmalar da sır niteliğindedir. İster hizmet isterse serbest nitelikte olsun, özellikle buluşun korunması bakımından bunun gizli tutulması büyük öneme sahip olduğundan, hem işçi hem de işveren buna ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Bu nedenle, kanun koyucu genel hükümler yerine bunu ayrıca düzenlemiştir (PatKHK m.36). Tarafların yanı sıra, herhangi bir şekilde buluşa ilişkin bilgi ve belgeleri edinen üçüncü kişilerin de bunları gizli tutma yükümlülüğüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Sır kavramı aynı zamanda gizliliği beraberinde getirmektedir. Bu iki deyim çoğu kez özdeş olarak kullanılmaktadır. Kararnamede her iki deyim da kullanılmıştır. Hatta konuya ilişkin 36.
maddenin başlığı “Sır Tutma Yükümlülüğü” olmakla birlikte, madde metninde işveren ve işçinin buluşa ilişkin bilgileri “gizli” tutmakla yükümlü olduğundan söz edilmiştir. Burada
buluşa ilişkin bilgileri “gizli tutma yükümlülüğü” ve “sır tutma yükümlülüğü” aynı anlamda kullanılmıştır. Bunun dışında Kararnamede işverenin, işletme menfaatleri nedeniyle patent
başvurusu yapmaktan kaçınarak buluşun gizli tutulmasını talep edebileceği (m.30) ve yine milli savunma nedeniyle herhangi bir patent başvurusu hakkında gizlilik kararı
alınabileceğine (m.125 vd) ilişkin hükümlere de yer verilmiştir. Bu iki konunun birbirinden ayrılması için 36. maddede düzenlenen, genel olarak buluşa ilişkin bilgilerin başkasına
açıklanmaması “Sır Tutma Yükümlülüğü” diğeri de “Gizlilik” başlığı altında incelenecektir.
b) İşçinin Sır Tutma Yükümlülüğü
İşçi, sadakat borcu dolayısıyla, işverene ait sırları gizli tutmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,gizli bilgilerin üçüncü şahıslara doğrudan veya dolaylı yoldan açıklanmamasının yanı sıra,işçinin iş ilişkisi devam ettiği sürece işverene karşı rekabet edici davranışlardan kaçınmasını da gerektirir8. İşçinin sözleşmeden kaynaklanan asıl edimi “iş görme” olup, belirtilen
8 İşçinin sadakat borcu hakkında fazla bilgi için bkz. Ertaş, Sadakat Borcu, 19 vd; Esener, İş Hukuku,156 vd;
Ekonomi, İş Hukuku, 128 vd; Çelik, İş Hukuku, 126 vd; Tunçomağ/Centel, 98-99; Centel, İş Hukuku, 141 vd;
yükümlülüğü yan edim niteliğindedir. Genel hükümlerden kaynaklanan bu yükümlülük,Kanun Hükmünde Kararname ile ayrıca düzenlenmiştir. Kararnamenin 36. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “İşçi, hizmet buluşunu serbest buluş niteliğini kazanmadığı sürece gizli tutmakla yükümlüdür”. Bu açık hüküm karşısında, işçinin hizmet buluşuna ilişkin bilgileri gizli tutma yükümlülüğü, iş sözleşmesinin yanında ayrıca Kanundan kaynaklanan borç niteliğindedir. Buradaki işçi kavramının geniş anlaşılması gerekir. İş sözleşmesiyle çalışanlar dışında, Kararnameye göre işçi sayılan çırak, stajyer ve pratik yapan öğrenciler de bu hükmün kapsamına dahildir.
İşçinin gizli tutma yükümlülüğü hizmet buluşları ile sınırlıdır. Bu nedenle, Kararnamede hizmet buluşunun serbest buluş niteliğini kazanmadığı sürece, işçinin bunu gizli tutmakla
yükümlü olduğunu öngörmüştür (m.32/II). Serbest buluşlar işçiye ait olup, işçi, dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Serbest buluşa ait bilgilerin gizli tutulmasında işverenin herhangi bir
menfaati yoktur. Burada bir yükümlülük değil, işçinin kendisine ait bir hak üzerinde tasarrufta bulunması söz konusudur.
İşçinin sır tutma yükümlülüğü, buluşa ilişkin bilgi ve belgelerin doğrudan veya dolaylı bir şekilde üçüncü şahıslara açıklamamasını gerekli kılmaktadır. Bununla, buluşun başkaları
tarafından kullanılması ve patentlenebilirliğine zarar verecek her türlü davranışardan kaçınılması anlaşılmaktadır. Üçüncü şahsın doğrudan buluşu kullanabilecek yeteneğe sahip olup olmamasının önemi yoktur. Buluşun, alanında uzman biri tarafından kullanılabilmesi için, gerekli olan tüm bilgiler verilmemiş olsa da, bunlardan bazılarının açıklanmış olması da bu yükümlülüğün ihlali niteliğindedir. Ayrıca, buluşa ilişkin teknik konuların (tarifname) dışında, belirli bir konuda buluş yapıldığı veya tescil müracaatında bulunulduğu bilgisi de gizli tutma yükümlülüğünün kapsamı içerisindedir. Hatta buluş, tamamlanmamış olsa da, bu konuda yapılan araştırma ve geliştirme faaliyetleri de, sadakat borcundan kaynaklanan sır saklama yükümlülüğünün kapsamı içerisinde kalmaktadır. Bu nedenle, Kararnameden kaynaklanan buluşa ilişkin bilgilerin gizli tutulması yükümlülüğü, işçinin sadakat borcundan ayrı olarak düşünülemez. Anılan düzenleme, sadakat borcunun özel bir görünümüdür.Buluşun tamamlanmasına kadar olan aşamadaki sır tutma yükümlülüğü sadakat borcundan,tamamlandıktan sonraki yükümlülük ise bunun yanı sıra Kararnameden kaynaklanmaktadır.
İşçinin yükümlülüğü buluşa ilişkin bilgi ve belgelerin işverenin izni dışında üçüncü şahıslara açıklanmamasını gerektirir. Bu bilgilerin işverenin isteği üzerine açıklanması, anılan
yükümlülüğün ihlali olarak kabul edilmez. Özellikle, işverenin isteği üzerine patent vekili veya avukata verilecek bilgiler bu kapsamdadır. Ayrıca, bu bilgilerin yetkili mercilere
açıklanması da bu yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirilmez.
Buluşun birden fazla işçi tarafından gerçekleştirilmiş olması halinde, söylenenler işçilerin tamamı için geçerlidir. Diğer taraftan, işçinin bu yükümlülüğü için buluşçu olmasına da gerek
Süzek, İş Hukuku, 276-277; Mollamahmutoğlu, 355 vd; Ulucan (Eyrenci/Taşkent/Ulucan), 108-109; Akyiğit, İş Hukuku, 152 vd; Kaplan-Senyen (Aktay/Arıcı/Kaplan-Senyen), 123-124; Dönmez, 160 vd.
yoktur. İşyerinde çalışan herhangi bir işçi, başka bir işçinin gerçekleştirmiş olduğu buluşa ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Özellikle, işletmenin Ar-Ge veya patent
bölümünde ya da patent vekili olarak çalışan kişiler, buluşa ilişkin bilgileri öğrenmektedir.Üçüncü kişi konumunda olan bu işçilerin sır saklama yükümlülüğüne aşağıda ayrıca değinilecektir.
İşçinin sır tutma yükümlülüğünün başlaması için buluşun tamamlanmış olması gerekmez. İşçi hizmet buluşuna ilişkin hazırlık çalışmaları dâhil tüm bilgi ve belgeleri gizli tutmakla
yükümlüdür. Bu yükümlülük işverenin muvafakati, tescil başvurusunun yayınlanması ve buluşun serbest nitelik kazanması hallerinde sona erecektir.
c) İşverenin Sır Tutma Yükümlülüğü
İşçinin sadakat borcunun yanında işverenin de işçiyi gözetme ve koruma borcu yan edim yükümlülüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda işveren, işçiye yardımcı olmak,
işçinin kişilik ve malvarlığı değerlerine zarar vermemek, bunları korumakla yükümlüdür.İşverenin işçiyi gözetme ve koruma borcunun kapsamındaki işçinin gördüğü iş dolayısı ile uğrayabileceği zararlara karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü, İş Kanununun 77.maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk fıkrasına göre, “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler”. İşverenin işçiyi gözetme ve koruma borcunun kapsamı geniş olup,bunların önceden sınırlı bir şekilde belirlenmesi mümkün değildir. Bunların başında, İş Kanununun 77. maddesinde düzenlenen işçinin kişiliğinin korunması ve bu kapsamdaki yaşam sağlık ve beden bütünlüğünün korunması gelir. İşverenin, işçiyi koruma ve gözetme borcunun kapsamını esas itibariyle Medeni Kanununun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük ve iyiniyet kuralları belirler. İşçiye gerekli bilgilerin verilmesi, kendisini ilgilendiren belgeleri inceleme olanağının tanınması, yetkili makamlara zamanında bildirimde bulunulması, yol gösterilmesi ve yardımcı olunmasının yanı sıra, işçiye ait malların korunması gibi hususlar da bu kapsamda değerlendirilmektedir. İşverenin koruma ve gözetme borcu, iş sözleşmesiyle çalışan işçiler dışındaki, Kararnameye göre işçi sayılan çırak, stajyer ve pratik yapan öğrenciler için de geçerlidir. Nitekim 4857 sayılı İş Kanununda, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümlerin işyerindeki çırak ve stajyerlere de uygulanacağı açıkça hükme bağlanmıştır
(m.77/IV).
İş ilişkisinin özelliği gereği, işveren de, işçiye ait bir çok sır niteliğindeki bilgileri öğrenir.İşveren, işçiyi koruma ve gözetme borcu gereği bu bilgileri başkasına açıklamamakla yükümlüdür. Nitekim 4857 sayılı İş Kanununun 75. maddesinde, işverenin işçiye ait özlük dosyası tutmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasında, işverenin,işçiye ait her türlü belge ve kayıtları bu dosyada saklamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrasında, işçi hakkında edindiği bilgileri gizli tutmakla yükümlü olduğu açıkça belirtilmiştir.
Buluşlar da işçinin kişilik ve malvarlığı haklarına dâhil olup, bunların iradesi dışında başkalarına açıklanmamasında işçinin haklı menfaati vardır. Bu nedenle, işveren işçinin
buluşa ilişkin kişisel ve malvarlığı haklarını korumakla yükümlüdür. Hizmet buluşu niteliğinde olsa dahi, işçinin, buluşu yapan olarak tanınmak, patent veya faydalı model
belgesinde buluşu yapan kişi olarak adının yer almasını talep etme hakkı da vardır (PatKHK m.15). İşçinin kişilik hakları arasında yer alan bu haktan feragat mümkün olmadığı gibi,
bunun başkalarına devri de mümkün değildir. Buna karşılık serbest buluş üzerindeki haklar,işçinin malvarlığı hakları arasında yer alır. İşveren, bu haklara zarar verici davranışlardan kaçınmak ve bunları korumakla da yükümlüdür. Bu yükümlülük, esas itibariyle işçiyi gözetme ve koruma borcundan kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Kararnamede de ayrıca düzenlenmiştir. Kararnamenin 36. maddenin ilk fıkrasına göre, “İşveren, işçinin haklı menfaatlarının devamı süresince kendisine bildirimi yapılan veya haberdar edilen bir buluşa ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür”. Bu açık düzenleme karşısında işverenin buluşa ilişkin bilgileri gizli tutma yükümlülüğü artık kanundan kaynaklanan borç niteliğindedir.
İşverenin buluşa ilişkin bilgileri gizli tutma yükümlülüğünün kapsamı Kararnamede belirlenmemiştir. Bunun kapsamını Medeni Kanunun 2.maddesinde belirtilen dürüstlük ve
iyiniyet kurallarına göre belirlenecektir. Sır tutma yükümlülüğünden söz edebilmek için,işçinin buluşa ilişkin bilgilerin gizli tutulmasında haklı menfaatinin olması gerekir. Diğer bir söyleyişle, buluşa ilişkin bilgilerin açıklanması, işçinin buluş üzerindeki haklarına zarar verebilecek nitelikte olması gerekir. Nitekim Kararnamenin 36. maddesinin birinci fıkrasında da, işçinin haklı menfaatinden söz edilmiştir. Bu nedenle, serbest doğan buluşların yanı sıra,hizmet buluşlarında da, buluş serbest kalana kadar işverenin buna ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlü olduğundan söz edilecektir. Gerçekten de, işçinin tamamlamış olduğu bir hizmet buluşunu işverene bildirmesi ile buluşa ilişkin tüm haklar işverene geçmez. Bunun için işverenin dört aylık süre içerisinde tam hak talebinde bulunması gerekir (PatKHK m.19/II).İşverenin tam hak talebi yerine kısmi hak talebinde bulunması ya da dört aylık süre içerisinde herhangi bir hak talebinde bulunmaması halinde buluş serbest nitelik kazanacaktır (PatKHK m.21). Bu nedenle, işverenin tam hak talebinde bulunmasından önce hizmet buluşuna ilişkin bilgileri gizli tutmasında işçinin haklı menfaati vardır. Tam hak talebinden sonra buluşa ilişkin tüm haklar işverene geçeceği için işveren bunu dilediği gibi kullanabilir. Böylece işverenin sır saklama borcu da sona erecektir.
Buluşun serbest nitelikte olması halinde işverenin buluşa ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlü olduğu konusunda tereddüt yoktur. İşçinin yapmış olduğu serbest buluş bildirimine işverenin üç ay içerisinde itiraz hakkı vardır (PatKHK m.31/II). İşveren, buluşun serbest değil hizmet buluşu olduğuna ilişkin yapmış olduğu itiraza dayanarak buluşa ilişkin bilgileri açıklayamaz. Zira işverenin itirazı otomatik olarak buluşa ilişkin hakların kedisine geçmesini sağlamaz. Bu konudaki uyuşmazlık giderilinceye kadar işverenin bu yükümlülüğü devam edecektir.
Kararnamenin 36. maddesi, işverenin, işçinin haklı menfaatlerinin devamı süresince buluşa ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlü olduğunu hükme bağlamıştır. İşverenin bu konuya ilişkin sır tutma yükümlülüğünün süresini işçinin haklı menfaatleri belirleyecektir. İşçinin muvafakati veya serbest buluşa ilişkin haklarını işverene devretmesi, işverenin hizmet buluşlarında tam hak talebinde bulunması ve işçinin tescil başvurusunun yayınlanması hallerinde, buluşun gizli tutulmasına ilişkin işçinin menfaatleri ortadan kalkacağından, işverenin gizli tutma yükümlülüğü de sona erecektir.
İşçi, kendisine ait olan serbest buluşu işverene ücretli veya ücretsiz olarak devredebilir. Böyle bir devir, teknik olarak serbest buluşu hizmet buluşu haline getirmezse de, işveren sözleşmeye dayalı olarak buluşa ait tüm hakların sahibi olur. Bu durumda işçinin buluşun açıklanmasında haklı bir menfaati kalmayacaktır. Buluşa ilişkin tüm haklar değil de, işverene basit bir kullanım hakkı verilmiş olması halinde, işçinin buluş üzerindeki hakları devam edeceğinden,işverenin gizli tutma yükümlülüğü de devam edecektir. İşveren buna dayanarak, henüz tescil edilmemiş serbest buluşa ait bilgileri başkalarına veremeyeceği gibi, buluşu başkalarına kullandırma hakkı da yoktur. Zira aksi kararlaştırılmadıkça, basit lisansta lisans alanın başkalarına alt lisans verme hakkı yoktur. Ancak inhisari lisans veya kullanım hakkı, buluşun devrine ilişkin sonuçlar doğurur. Bu durumda işverenin gizli tutma yükümlülüğü sona erecektir.
İşçinin, buluşa ilişkin haklarını başkalarına devretmesi veya başkalarına kullanım hakkı vermesi, işverene buluşu kullanma hakkı vermez. Bu durumda işverenin sır tutma
yükümlülüğü de devam edecektir. Öte yandan belirtmek gerekir ki, işçi, serbest buluşa ilişkin haklarını dilediği gibi kullanabileceğinden, işverene devretmemiş olsa da, buluşun
açıklanmasına muvafakat edebilir. Bu durumda da işverenin sır tutma yükümlülüğü ortadan kalkacaktır.
Hizmet buluşlarında, işverenin tam hak talebi ile birlikte işverenin sır tutma yükümlülüğü de sona erecektir. Ancak, kısmi hak talebinde buluş serbest nitelik kazanacağından, işverenin
gizli tutma yükümlülüğü devam edecektir. İşveren kısmi hak talebinde bulunduğu buluşa ait bilgileri başkalarına açıklayamaz ve kullandıramaz. Aksine davranış bu yükümlülüğün ihlali
anlamına gelir.
Hizmet buluş bildiriminde, işverenin hak talebinde bulunmasına kadar geçecek zaman dilimi içerisinde, buluşun serbest niteliği kesinlik kazanmadığından, hem işçinin hem de işverenin buluşa ilişkin bilgileri gizli tutma yükümlülüğü vardır. Serbest buluş bildiriminde de, bildirim tarihi ile işverenin itiraz tarihi veya itiraz etmemesi halinde buna ilişkin üç aylık sürenin sonuna kadar, her iki tarafın gizli tutma yükümlülüğü vardır. Belirtilen durumlarda buluşun serbest nitelik kazanması halinde işçinin; hizmet buluşu niteliğinin kesinlik kazanması halinde ise, işverenin gizli tutma yükümlülüğü sona erecektir.
İşçi, sahibi olduğu serbest buluşunu koruma altına almak için patent veya faydalı model belgesi almak amacıyla tescil müracaatında bulunabilir. İşçinin müracaat etmesi işverenin
yükümlülüğünü hemen ortadan kaldırmaz. Ancak müracaatın yayınlanması ile buluşa ait bilgiler aleniyet kazanmış olur (PatKHK m.55). Artık işçinin bu bilgilerin gizli tutulmasında
herhangi bir menfaatinden söz edilemeyeceği için, işverenin buluşa ait bilgileri gizli tutma yükümlülüğü sona erecektir.
d) Üçüncü Şahısların Sır Tutma Yükümlülüğü
Buluşun niteliği, buna ait bilgilerin belirli bir süre gizli tutulmasını gerekli kılmaktadır.Buluşun belirli bir süre gizli tutulması, sahibinin buluştan yararlanması ve buluşun korunması
bakımından son derece önemlidir. İş ilişkisinin özelliği, tarafların yanı sıra işyerinde çalışan diğer işçilerin de buluşa ait bilgileri öğrenmelerini mümkün kılmaktadır. Buluşu
gerçekleştiren işçi ile işveren arasında iş sözleşmesi ve bundan kaynaklanan yükümlülükler vardır. Kararnamede özel olarak düzenlenmemiş olsaydı dahi, yukarıda belirtildiği gibi,
işçinin sadakat, işverenin de işçiyi koruma ve gözetme borcu gereği buluşa ait bilgileri gizli tutma yükümlülüklerinden söz edilebilecektir. Ancak, işçi ile işyerinde çalışan diğer işçiler
veya üçüncü şahıslar arasında herhangi bir sözleşme yoktur. Gerçi, dürüstlük ve iyiniyet kurallarına dayanarak üçüncü şahısların da sır tutma yükümlülüğünden söz etme olanağı
olabilecekti. Ancak, böyle bir tartışmaya meydan vermemek için Kararname bu konuyu ayrıca düzenlemiştir.
Kararnamenin 36. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre bir buluştan haberi olan işçi ve işveren dışındaki kişiler de, buluşu
başkalarına açıklayamaz ve buluş konusundan yararlanamaz”. Burada sözü edilen işçi ve işveren dışındaki kişiler geniş kapsamlıdır. Bunların başında işyerinde çalışan ve buluşa
ilişkin bilgi ve belgeleri öğrenen diğer kişiler gelmektedir. Gerçekten de, işletmenin örneğin Ar-Ge bölümünde çalışan bir işçinin gerçekleştirmiş olduğu buluştan normal koşullarda diğer işçiler de haberdar olmaktadır. Daha sona, işçinin işverene yapacağı bildirim genellikle işveren vekili veya amiri konumunda olan diğer işçilere yapılmaktadır. Ayrıca, işveren adına tescil müracaatını patent vekili yapmaktadır. Buluşa ilişkin uyuşmazlıkları da işveren adına avukat takip etmektedir. Buluşun teknik bir konuya ilişkin olması nedeniyle, gerektiğinde alanında uzman kişilerden danışman veya bilirkişi olarak yararlanılmaktadır. Taraflar, işçiye ödenecek ödül konusunda anlaşamamaları halinde sorunu hakeme götürebilmektedir.Görüldüğü gibi, işletmeyle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olan üçüncü şahıslar da buluşa ait bilgileri öğrenebilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, buluşa ait bilgileri öğrenin üçüncü şahısların işletmede çalışan işçi statüsünde ya da işletmeyle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili bulunmasına gerek yoktur. Belirtilen kişiler görevleri gereği buluşa ait bilgileri öğrenebilmektedir. Bunun dışında işletmeyle ilgili olsun ya da olmasın tüm üçüncü şahısların buluşa ait öğrendikleri bilgileri gizli tutma yükümlülüğü vardır. Bu bilgilerin ne şekilde öğrenildiğinin önemi yoktur. Öğrenmenin hukuka uygun veya hukuka aykırı yollardan gerçekleşmiş olması da önemli değildir. Her ne şekilde olursa olsun, üçüncü şahıslar, edindikleri bilgileri başkalarına açıklayamayacakları gibi buluş konusunu bizzat kullanma yetkisine de sahip değillerdir.
2. Sır Tutma Yükümlülüğüne Aykırılığın Sonuçları
Sır tutma yükümlülüğüne aykırı davranarak buluşu kullanan veya buna ilişkin bilgileri başkalarına açıklayan kişi, buluş sahibinin zarar görmesine neden olur. Zarar doğmuş
olabileceği gibi, henüz gerçekleşmemiş olsa da, buluş sahibinin zarar görme tehlikesi mevcuttur. Sır tutma yükümlülüğüne aykırılığın hem hukuki hem de cezai sonuçları vardır.
a) Hukuki Sonuçları
Sır tutma yükümlülüğüne aykırı davranan kişi, buluşun sahibi olan işçi veya işverene zarar vermiş olabilir. Kusurlu davranışı ile başkasına zarar veren kimse bunu tazmin etmekle
yükümlüdür. Sır tutma yükümlülüğüne aykırı davranan kişinin işçi veya işveren olması halinde, bu davranışı aynı zamanda sözleşmeye aykırılık oluşturacaktır. Bu durumda
sözleşmeye aykırılğı düzenleyen Borçlar Kanununun 96 vd. maddeleri uygulama alanı bulabilecektir. Ayrıca işçi veya işveren sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği gibi, sır
tutma yükümlülüğüne aykırı hareket eden taraftan, bundan doğan zararlarını da talep edebilir.Burada sözleşmenin feshi veya tazminat haklarından birinin seçilmesi zorunluluğu da yoktur. Her iki hakkın aynı anda kullanılması da mümkündür.
İş sözleşmesinin haklı nedenle fesihi, ortaya çıkan bir durum veya diğer tarafın davranışı yüzünden güveni ciddi şekilde sarsılan tarafın, objektif iyiniyet kurallarına göre bu ilişkinin
devamının çekilmez (katlanılmaz) hale gelmesi durumlarında söz konusudur. Borçlar Kanununun 344. maddesinde, haklı nedenden dolayı gerek işçi gerekse işverenin her zaman iş sözleşmesini feshedebilecekleri, ahlaka veya iyi niyet kurallarına göre iki taraftan birinin artık sözleşmeyle bağlı kalmasının beklenemeyeceği her durumun haklı neden teşkil edeceği belirtilmiştir. Bu durum, Deniz İş Kanununun 14. maddesinde, Basın İş Kanununun 11.maddesinde, İş Kanununun 24 ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir. Yargıtay bir kararında bu durumu şu şekilde açıklamıştır9: “Bilindiği üzere; iş ilişkisi karşılıklı güven esasına dayanan sürekli bir borç ilişkisi olup, bu güvenin sarsıldığı durumlarda, anılan tutumla karşılaşan taraftan böyle bir ilişkiyi sürdürmesini beklemek işin doğasına uygun düşmez. İşçinin sadakat borcu işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken haklı menfaatlerini korumak, zarar verici ve risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınmayı gerektirir”.
İşçinin sadakat borcuna aykırı davranışı nedeniyle işverenin sözleşmeyi feshedebilmesi için bunun aynı zamanda bir suç niteliğinde olmasına gerek yoktur. Bu nedenle aşağıda belirtilen
9 Y.9.HD, 4.4.2005, E.2005/4880, K/2005/12110, Kazancı İçtihat Bankası. Aynı yönde Y.9.HD, 2.5.2005,E.2004/25130, K.2005/15369.
Türk Ceza Kanununun 239. maddesine göre işçi hakkında dava açılması ya da bu yönde bir mahkûmiyet kararı verilmesi gerekmez. Ceza mahkemesinin vermiş olduğu beraat kararı da iş mahkemesini bağlamaz. İşçinin davranışının ayrıca zarara yol açmasına gerek yoktur. İşçinin buluşa ilişkin bilgileri başkasına sızdırması, doğruluk ve bağlılığa (sadakat) uymayan bir davranış olup, işverenin sözleşmeyi haklı nedenle feshedebilmesi için ayrıca buluşun işçi veya üçüncü kişiler tarafından kullanılmış olması da gerekmez. İşverenin bundan zarar görmesi halinde zararını ayrıca talep etme hakkı da vardır.
İşçinin buluşa ilişkin bilgileri başkalarına sızdırması, işverenin zarara uğramasına sebebiyet verebilir. Üçüncü kişilerin buluşu kullanmaları sonucu işveren ciddi zararlara uğrayabilir.
İşçinin böyle bir davranışta bulunurken, işverene zarar verme kastıyla hareket edip etmemesinin önemi yoktur. İşçi, kusurlu davranışı ile ortaya çıkan bu zararı tazmin etmekle
yükümlüdür. İşçinin sadakat borcuna aykırı davranışı doğrudan buluşa ilişkin bilgilerin başkalarına açıklanması şeklinde olabileceği gibi, bizzat veya üçüncü şahıslarla birlikte
hareket ederek buluşu kullanması şeklinde de olabilir. Bu aynı zamanda sadakat borcunun kapsamı içerisinde bulunan rekabet yasağına da aykırılık teşkil edecektir. İşçi, iş ilişkisi
devam ettiği sürece, rakip işletmelerde çalışamaz ve işverenle rekabet edici davranışlarda bulunamaz. Taraflar, iş ilişkisi sona erdikten sonra da, Borçlar Kanununun 348. ve 439.
maddelerinde belirtilen esaslara uygun olarak, belirli bir süre rekabet yasağı kararlaştırabilirler10. Böyle bir durumda, işçi rekabet yasağı sözleşmesine uygun hareket
etmek zorundadır. Aksi takdirde, sözleşmeye aykırı hareketiyle işverene vermiş olduğu zararlardan sorumlu olacaktır. Ayrıca, rekabet yasağı sözleşmesinde cezai şart kararlaştırılmış olması halinde, işveren koşulları varsa işçiden cezai şartı da talep edebilecektir.
İşverenin işçiye ait serbest buluşu, işçinin rızası dışında kullanması veya buluşa ilişkin bilgileri başkalarına vermesi sonucu işçi zarara uğrayabilir. İşverenin de sır saklama
yükümlülüğüne aykırı olarak ortaya çıkan bu zararları tazmin etmesi gerekir. Bu sorumluluğun hukuki dayanağı esas itibariyle sözleşmeye aykırılıktır. Bu nedenle Borçlar
Kanununun 96 vd. maddeleri burada da uygulama alanı bulur.
Buluşun tescilli olması halinde, taraflardan birinin patent hakkını ihlal etmesi hukuki ve cezai sorumluluğunu gerektirir. Kararnamenin 136. maddesinde patent hakkına tecavüz sayılan
fiiller belirtilmiştir. Buna göre şu davranışlar patent hakkına tecavüz kabul edilecektir. Patent hakkına tecavüz halinde, hak sahibinin dava açabileceği ve bu davada neler isteyebileceği Kararnamenin 137. maddesinde düzenlenmiştir. Burada, hak sahibinin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği açıkça öngörülmüştür. Gerçekten de, anılan 137/I-b hükmüne göre, patent hakkı tecavüze uğrayan kişi “Tecavüzün giderilmesi ve maddi ve
10 Borçlar Kanununun 349. maddesi göz önünde tutularak bir karşılaştırma yapılması zorunluluğu mevcuttur.349. maddede "rekabet memnuniyeti ancak işçinin iktisadi istikbalini hakkaniyete muhalif olarak tahliyeye girmesini men edecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasına hal icabına göre münasip bir sınır dahilinde şart edilmişse muteberdir" kuralına yer verilmiştir. Bu düzenleme anılan yasağın zaman, yer ve faaliyet türü
bakımından sınırlamalar öngörmektedir.(Y.9.HD, 14.3.2000, E.2000/522, K.2000/2892, Kazancı İçtihat Bankası)
manevi zararın tazmini talebi”nde bulunabilir. Kanun Hükmünde Kararname, patentin korunmasına ilişkin hükümlere yer verdikten sonra, patent sahibine tanınan korumadan
faydalı model belgesi sahibinin de yararlanacağını(m.164/I), faydalı model belgelerine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı ve faydalı model belgelerinin özelliği ile çelişmediği takdirde, patentler için öngörülen hükümlerin faydalı model belgeleri için de uygulanacağını öngörmüştür(m.166). Bu nedenle, anılan durumlar buluşun faydalı model olarak tescili
halinde de geçerlidir.
Buluşun patent veya faydalı model olarak tescili halinde, hak sahibinin haklarının korunması için Kanun Hükmünde Kararname oldukça elverişli hükümler getirmiştir. Kararnamenin 137. maddesine göre, patent hakkı sahibinin mahkemeden isteyebileceği, maddi ve manevi azminatla sınırlı değildir. Bunların dışında, patentten doğan haklara tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasını, üretilen veya ithal edilen ürünlere, bunların üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara ve patente bağlı bir usulün kullanımını sağlayan araçlara el konulmasını, mümkün olduğu takdirde el konulan ürün ve araçlar üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınmasını, patentten doğan haklara tecavüzün devamının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını, özellikle el konulan ürünlerin ve araçların şekillerinin değiştirilmesini veya patentten doğan haklara tecavüzün önlenmesi bakımından kaçınılmaz ise bunların imhasını, verilen mahkeme kararının masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak ilgililere tebliğ edilmesini ve kamuya ilan yoluyla duyurulmasını talep edebilir.
Bu hükümlerin kıyasen henüz tescil edilmemiş buluşlar hakkında da uygulanması uygun olur.Nitekim Kraranamenin 136. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, başvuru sahibinin dava
açabilmesi için kural olarak başvurunun ilan edilmiş olması yeterli olup, tescili gerekli değildir. Ayrıca, buluş hakkına tecavüz eden kişinin, başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş olması halinde başvurunun yayınlanmış olmasına da gerek yoktur. Patent hakkına tecavüz edenin kötü niyetli olduğunun tespiti halinde yayından önce de tecavüzün varlığı kabul edilecektir. Buluş hakkının, işçi veya işverenin sır tutma yükümlülüğüne aykırı hareketle ihlali halinde, genellikle ihlal eden buluşa ilişkin bilgilere başvurudan önce haberdar olmaktadır. Ayrıca, kasıt veya kusurlu davranışları ile bilgileri sızdıran veya kullanan kişinin kötüniyetli olacağı da açıktır. Bu nedenle, Kararnamenin anılan 136. maddesinin üçüncü fıkrası gereği, başvuru yayınlanmamış olsa da, buluş sahibi Kararnameyle kendisine tanınan hakları talep edebilecektir. Ancak, Kararnameye dayanarak dava açılabilmesi için, en azından buluşun tescili için müracaat edilmiş olması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay da,başvurusunun ilanından önceki bir tarihte buluş hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılan bir davada, tecavüz edenin başvurudan önce haberdar edilip edilmediği ve kötüniyetli olup olmadığının araştırılmasını, böyle bir sonuca ulaşılması halinde hak sahibinin Kararnamede öngörülen korumadan yararlanabileceği ve burada öngörülen davaları açabileceği görüşündedir.
Uygulamada, tescil için müracaat edilmemiş buluşlar hakkında Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yerine Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin 56 vd. maddeleri ile Borçlar Kanununun manevi tazminata ilişkin 49. maddesi hükümleri uygulanmaktadır. Yargıtay bu konuya ilişkin olarak vermiş olduğu bir kararında şu görüşlere yer vermiştir; “Somut olayda, davacı 28.05.2001 tarihinden geçerli olmak üzere faydalı model belgesini almış olup, KHK.nin 82 nci madde hükmü uyarınca da koruma bu tarihten itibaren başlamıştır. Dava ise, 16.10.2000 tarihinde açılmış olup, bu tarih itibariyle tescilli belgesi bulunmayan, davacının 551 sayılı KHK.nın ilgili hükümlerine değil, TTK.nun 56 ncı vd. madde hükümlerine dayanması mümkündür. TTK.nun 56 ncı maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suiistimalidir, şeklinde tanımlanmıştır. Haksız rekabet ile ilgili hükümler yönünden mahkemece inceleme yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu durumda, davalının davacıya yönelik tüm eyleminin TTK.nun 56 ncı ve 57 inci madde hükümleri çerçevesinde haksız rekabet hükümleri uyarınca korunmasının gerekli olduğunun kabulü gerekir”11.
Buluşun patent veya faydalı model olarak tescili ve bundan doğan davalar inceleme konumuz dışında kalmaktadır. Ancak hemen belirtelim ki, Kararnameden doğan davalara bakmakla görevli ihtisas mahkemeleri kurulmuştur.
Manevi tazminat, hukuka aykırı olarak kişilik değerlerinde meydana gelen zararın tazmin edilmesidir. Kararnamede, patentten doğan hakkı tecavüze uğrayan patent sahibinin talep edebileceği haklar arasında “manevi tazminat” da sayılmıştır (m.137/I-b). Manevi tazminata ilişkin gelen hükümler burada da uygulama alanı bulacaktır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, bu esaslara uygun olarak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda gösterilen haller dışında, iktibas yapılmış olsa dahi, iktibas
hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibinin, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların
gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebileceğine karar vermiştir.
Buluş hakkı sahibi, bilgileri kusuru ile başkalarına sızdıran kişiden manevi tazminat isteyebilir. Özellikle buluşu yapan işçinin buluşçu olarak tanınması, patent veya faydalı model tescilinde de isminin bu şekilde yer almasını isteme hakkı, kişilik hakları arasında yer alır12.Kararnamenin 44. maddesinde, patent başvurusunda buluşu yapan kişinin isminin mutlaka belirtilmesi gerektiği hükmü yer almaktadır. Başvuruda bulunanın buluşu yapan kişi olmaması halinde, buluşu yapan veya yapanlardan patent isteme hakkını ne şekilde elde ettiğini başvuruda açıklaması zorunludur. Buluşu yapanın belirtilmemesi veya patent isteme hakkının ne şekilde elde edildiğinin açıklanmaması halinde, başvurunun incelenmesi işlemi başlatılmayacaktır (m.44/III). İşverenin gerçeğe aykırı bir şekilde, buluşu yapan kişi olarak
11 Y.11.HD; 29.6.2004, E.2003/12443, K.2004/7269, Kazancı İçtihat Bankası.12 MünchArbR/Sack, Rn.22, 27; Schwab, 92; Ertaş, İşçi İcatları, 126; Ortan, İşçi Buluşları, 124; Tekinalp, Fikri Mülkiyet, 513; Kaya, Patentten Doğan Haklar, 174; Yıldız, Üniversite Mensuplarının Buluşları, 249.
kendisi veya başka birinin ismini bildirmesi, işçinin kişilik haklarının ihlali niteliğindedir. Bu davranış aynı zamanda suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma da bağlanmıştır.
Kararnamenin 5194 Sayılı Kanunla değişik 73/A maddesine göre, buluşu yapanın ismini gerçeğe aykırı olarak bildiren kişiler hakkında bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasına veya
ondörtmilyar liradan yirmiyedimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine birden hükmedilir.
Manevi tazminat isteyebilmek için, öğreti ve Yargıtay tarafından kabul edilen koşullar
şunlardır13:
a) Kişilik hakkı ihlal edilmiş olmalı,
b) İhlal fiilinden manevi bir zarar doğmuş olmalı,
c) Fiil hukuka aykırı olmalı,
d) Zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalı,
e) İhlal eden kişi kusurlu bulunmalıdır.
b) Ceza-i Sonuçları
Kanun koyucu, buluşa ilişkin bilgilerin gizli tutulmasına büyük önem vermiş ve buna aykırılığı cezai yaptırıma bağlamıştır. Gerçekten de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 239.
maddesinde, genel olarak ticari sırların yanı sıra, buluşa ilişkin sır tutma yükümlülüğüne aykırılık da suç olarak düzenlenmiştir. Anılan 239. maddenin birinci fıkrasına göre, “Sıfat
veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet
üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından
yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur”.Maddenin ikinci fıkrasına göre, “Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır”. Buluşa ilişkin bilgiler genellikle ticari sır niteliğinde olup, zaten maddenin birinci fıkrası kapsamında sayılacaktır. Buna rağmen kanun koyucu tereddütleri ortadan kaldırmak için fenni keşif, buluş ve sınaî uygulamaya ilişkin bilgilerin de bu kapsamda olduğunu açıkça hükme bağlamıştır.
Suçun oluşması için failin, buluşa ilişkin bilgilere kural olarak sıfatı, görevi, meslek veya sanatı gereği ulaşmış olması gerekir. Hizmet buluşlarında genellikle, işçi bu bilgilere görevi
ya da meslek ve sanatı gereği, işveren ise sıfatı gereği ulaşmış olmaktadır. Ayrıca, bilgileri hukuka aykırı yoldan elde eden kişilerin, bunu başkalarına açıklaması veya yetkisiz kişilere
vermesi halinde de anılan suç oluşacaktır. Failin mutlaka işçi veya işverenlik sıfatının bulunması gerekmez. Anılan suç, bunlar dışındaki kişiler tarafından da işlenebilir niteliktedir.
13 Tandoğan, Mesuliyet, 252 vd, 315; Oğuzman/Öz, Genel Hükümler, 548; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/ Altop, Genel Hükümler, 583 vd; Tunçomağ, Genel Hükümler, 494 vd; Eren, Borçlar Hukuku, 728 vd; Reisoğlu, Safa,
Genel Hükümler, 198 vd. Y.4.HD, 30.5.2006, E.2005/5748, K2006/6337, Kazancı İçtihat Bankası.
Suçun maddî unsuru, buluşa ilişkin bilgilerin yetkisiz kişilere verilmesi veya açıklanmasıdır.Suç, ancak bu bilgiler başkasına verildiğinde veya açıklandığında oluşacağından, neticesi harekete bitişik bir suçtur. Bu açıdan teşebbüse müsait değildir. Suçun manevi unsuru ise kasıttır. Bu nedenle anılan suçun oluşabilmesi için kişinin açıklamış olduğu bilgilerin sır olduğunu ve gizli tutulması gerektiğini bilmesi veya bilecek durumda olması gerekir.
Bu suçun kovuşturması şikâyete bağlıdır. Şikâyet hakkı bundan zarar gören işçi veya işverene aittir. Buluşa ilişkin bilgilerin, Türkiyede oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklanması hali, ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir. Bu durumda şikayet koşulu aranmayacak ve faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılacaktır (TCK m. 239/III). Diğer taraftan cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi buluşa ilişkin bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılmak, ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Buluşa ilişkin bilgileri bu şekilde elde eden kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaktır (TCK m.239/IV).
Maddenin düzenleniş şekli oldukça geniş olup her türlü sınaî haklara ilişkin bilgileri kapsamaktadır. Bunun mutlaka işçi buluşu olmasına gerek yoktur. Ayrıca buluşun, patent,
faydalı model, endüstriyel tasarım olarak tescil edilmiş olması da aranmaz. Tam tersine tescil edilmemiş olan sınaî haklar TCK’nın kapsamında olup, bunların açıklanması suç olarak düzenlenmiştir. Buluşun tescil edilmiş olması, bilgilerin bültende yayımlanmış olmasını gerektirir. Buluşa ilişkin bilgiler bültende yayımlanarak kamuya açıklandıktan sonra, işçi, işveren ve üçüncü şahısların sır tutma yükümlülüğü sona ermektedir. Zira bilgiler aleniyet kazandıktan sonra, buluş hakkı sahibinin artık bunların gizli tutulmasında herhangi bir menfaati yoktur. Ancak, hemen ifade edelim ki, burada sona eren sır tutma yükümlülüğü sadece buluşa ilişkin bilgilerin başkalarına açıklanmamasıdır. Yoksa başkalarının bunu
kullanma hakkı yoktur. Buluşun yayımlanmasından sonra, tescil konusu buluşun izinsiz olarak kullanılması patent veya faydalı moldel hakkına tecavüz anlamında olup bu tür fiiller
ayrı bir suç tipini oluşturacaktır.
3. İŞLETME MENFAATİ NEDENİYLE İŞVERENİN GİZLİLİK KARARI
ALMASI
a) Genel Olarak
İşveren, tam hak talebinde bulunduğu hizmet buluşunu patent veya faydalı model olarak tescil ettirmek için Türk Patent Enstitüsüne müracaat etmekle yükümlüdür. Konuya ilişkin
Kararnamenin 26. maddenin birinci fıkrasına göre, “İşveren, kendisine bildirimi yapılan bir hizmet buluşu için patent verilmesi amacıyla Enstitüye başvuruda bulunma hakkına sahip
olup, başvuruyu yapmakla da yükümlüdür. Ancak buluşun faydalı model belgesi ile korunmasının amaca daha uygun olduğu durumlarda, işveren patent almaya uygun bir hizmet buluşu için gecikmeksizin faydalı model belgesi verilmesini istemekle yükümlüdür”. İşverenin tescil müracaatında bulunmaması halinde, işçi, makul bir süre belirleyerek işverenden gerekli müracaatı yapmasını talep edebilir. İşçi tarafından belirlenen süre içerisinde de işverenin tescil müracaatında bulunmaması halinde, işçi, işveren adına ve hesabına hizmet buluşunun tescili için Enstitü’ye başvurabilecektir (PatKHK m.26/III).
İşçinin, gerçekleştirmiş olduğu buluşun patent veya faydalı model olarak tescil edilerek korunmasında menfaati vardır. Buluşçu olarak işçinin ismi tescilde yer alacak ve işçi bu
şekilde tanınacaktır. Ayrıca, tescille birlikte buluşun korunabilir niteliği kesinlik kazanacağından, işçi buna dayanarak işverenden uygun bir bedel talep edebilecektir. Bu
nedenle işveren, tam hak talebinde bulunduğu buluşun tescili için müracaat etmekle yükümlü tutulmuştur. Ancak işveren, çeşitli nedenlerle buluşun tescil edilmesini istemeyebilir. Özellikle işletme menfaatleri nedeniyle buluştan azami ölçüde yararlanmak veya koruma hakkının süresini uzatmak için tescil müracaatından kaçınmak veya bunu geç yapmak isteyebilir. Bunun için işverenin öncelikle işçi ile anlaşması gerekir. İşçi, serbest iradesi ile buluşun tescil edilmesini talep etme hakkından feragat edebilir. İşçi, işverenin tam hak talebinde bulunmuş olduğu hizmet buluşunu tescil ettirmeksizin kullanmasına kural olarak rıza göstermek zorunda değildir. Bu durumda, işçinin menfaati ile işletme menfaati
çelişmektedir. Kanun koyucu işletme menfaatlerinin gerektirmesi halinde, işverenin, hizmet buluşuna ilişkin gizlilik kararı alabileceğini ve tescil başvurusu yapmaktan kaçınabileceğini
hükme bağlamıştır. Kararnamenin “İşletme Menfaatleri Nedeniyle İşverenin Gizlilik Kararı Alması” başlığını taşıyan 30. maddesinin ilk fıkrasına göre, “İşletme menfaatları
gerektiriyorsa işveren, kendisine bildirimi yapılan ve hukuken korunabilir olduğuna inandığı buluşlar için patent başvurusu yapmaktan kaçınarak onları gizli tutabilir”. Bununla işletme
menfaatlerine üstünlük tanınmış olmaktadır.
b) Koşulları
aa) Bildirimi Yapılan Buluşun Hizmet Buluşu Niteliğinde Olması
İşverenin gizlilik kararı alabilmesi için, bildirimi yapılan buluşun, hizmet buluşu niteliğinde olması gerekir. Serbest buluşlar işçiye ait olup, işverenin bunun üzerinde herhangi bir tasarruf hakkı yoktur. İşçinin serbest buluşu, başka türlü kullanmadan önce işverene teklif etme yükümlülüğü, işverenin buluşu kullanabilmesi ile ilgili bir husustur. Bunun, buluşun niteliği veya gizlilik kararı üzerine herhangi bir etkisi yoktur.
İşçinin bildirimi, serbest buluşa ilişkin olsa dahi, işveren, Kararnamenin 31. maddesine dayanarak üç aylık süre içerisinde, bunun, hizmet buluşu olduğuna ilişkin itirazda bulunabilir. İşverenin itirazında haklı olması halinde, buluş, hizmet buluşu sayılacaktır. Bu durumda işveren, buna ilişkin gizlilik kararı alabilecektir. Ancak, işverenin serbest buluş bildirimine yönelik itirazını üç aylık süre içerisinde yapması gerekir. Aksi halde buluş serbest nitelik kazanacağından artık işverenin gizlilik kararı alması mümkün değildir.
bb) İşverenin Tam Hak Talebinde Bulunmuş Olması
İşverenin, buluşa ilişkin gizlilik kararı alabilmesi için tescil yükümlülüğü altında bulunması gerekir. Bu da ancak, hizmet buluşuna ilişkin tam hak talebinde bulunması halinde söz
konusudur. Gerçekten de, işçinin hizmet buluş bildirimine ilişkin olarak işveren, bildirim tarihinden itibaren dört aylık süre içerisinde tam veya kısmi hak talebinde bulunabilir
(PatKHK m.19). İşverenin bu konuda seçimlik bir hakkı vardır. İşverenin tam hak talebinde bulunması halinde, buluş üzerindeki tüm haklar, kanun gereği kendiliğinden işverene
geçecektir (PatKHK m.20). Bunun karşılığında işveren de buluşun tescili için Türk Patent Enstitüsü’ne müracaat etmekle yükümlüdür. İşverenin, patent veya faydalı model belgesi
verilmesi için Enstitü’ye müracaatta bulunma yükümlülüğü üç halde sona erecektir. Bunlar,hizmet buluşunun serbest nitelik kazanması, işçinin buluşu için başvuru yapılmamasına rıza göstermesi ve işletme sırlarının korunmasıdır.
cc) Buluşun Patent veya Faydalı Model Olarak Korunabilecek Nitelikte Olması İşverenin, bildirimi yapılan hizmet buluşuna ilişkin gizlilik kararı almasının asıl amacı,
buluşun, Türk Patent Enstitüsü nezdinde patent veya faydalı model olarak tescil ettirme yükümlülüğünden kurtulmaktır. Hizmet buluşunun zaten patent veya faydalı model olarak
korunabilecek nitelikte olmaması halinde, buluşun tescili mümkün olmadığından, işverenin böyle bir yükümlülüğünden de söz edilemeyecektir. Bu nedenle, işverenin buluşa ilişkin
gizlilik kararı almasının anlamı olmayacaktır. Buluşun tescil edilebilmesi için kural olarak tekniğin bilinen basamağını aşması, yeni olması ve sanayiye uygulanabilir nitelikte olması
gerekir (PatKHK m.5). Bu özelliklere sahip olmayan ya da mevzuatla tescili yasaklanan buluşlara patent veya faydalı model belgesi verilmeyecektir. Ayrıca belirtmek gerekir ki,
Kararname teknik iyileştirme tekliflerini, patent veya faydalı model belgesi ile korunabilir nitelikte kabul etmemektedir (m.16/II).
dd) İşletme Menfaatinin Buluşun Gizli Kalmasını Gerektirmesi
Kararnamenin 30. maddesinde, işverenin ancak işletme menfaatlerinin gerektirmesi halinde gizlilik kararı alabileceği hükme bağlanmıştır. Burada hizmet buluşunun tesciline ilişkin olarak işletme menfaatlerine üstünlük tanınmıştır. İşletme menfaatlerinin bulunmaması halinde, işveren, gizlilik kararı alamaz. Bu durumda işveren, buluşun patent veya faydalı
model olarak tescili için Türk Patent Enstitüsüne müracaat etmek zorundadır.
Buluşa ilişkin bilgilerin açıklanmasının aynı zamanda işletme sırlarının da açıklanmasını gerektirdiği durumlarda işletme menfaatinin varlığı kabul edilir. Burada sözü edilen işletme
sırrı geniş anlamdadır. Bizatihi buluşun gerçekleştirilmesine ilişkin bilgi ve belgeler bu nitelikte olabileceği gibi, doğrudan buluşa ilişkin olmamakla birlikte, buluşun açıklanması ilediğer işletme sırlarının ortaya çıkacak olması da bu kapsamdadır.
İşletmenin faaliyet alanına giren buluşlar, genellikle işletme menfaatinin varlığını gerektirir.Bunlara ilişkin bilgiler aynı zamanda işletme sırrı niteliğindedir. İşveren gizlilik kararı alarak buluştan azami ölçüde yararlanmak isteyebilir. Böylece rakip işletmelere karşı büyük avantaj sağlamış olacaktır. Ayrıca işveren, buluşun tescili için hemen müracaat etmeyerek koruma süresini uzatmak da isteyebilir. Gerçekten de, buluşların patent veya faydalı model belgesi ile korunması, Kararnamede belirtilen sınırlı bir süre için geçerlidir. Kararnamenin 72. maddesine göre, incelenerek verilen patentin süresi yirmi yıl, incelemesiz patentin süresi ise yedi yıldır. Buna karşılık faydalı model belgesinin geçerlilik süresi on yıldır (164/II). Bu süreler başvuru tarihinden itibaren hesaplanır ve uzatılmaz. Patent veya faydalı model belgesinin geçerlilik süresinin dolması ile işverenin buluş üzerindeki hakları sona erer. Bu tarihten itibaren buluş kamuya ait olur, dileyen herkes herhangi bir ücret ödemesine de gerek olmaksızın buluşu kullanabilir.
Buluşun konusu işletmenin faaliyet alanına girmiyor ve işveren bu alanda faaliyette bulunmayı da düşünmüyorsa, gizlilik kararı alınmasında kural olarak işletme menfaati yoktur.Ancak, işletmenin bu alanda faaliyette bulunmak için ciddi hazırlıklara başlamış olduğu durumlarda işletme menfaatinin bulunduğu kabul edilecektir.
ee) Gizlilik Kararının İşçiye Bildirilmesi
İşveren, bildirimi yapılan hizmet buluşuna ilişkin gizlilik kararı aldığını ve tescil için müracaat etmeyeceğini işçiye bildirmelidir. Bunu, hak talebiyle birlikte yapabileceği gibi,
daha sonra ayrı bir beyanla da yapabilir. Bu konuda herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Ancak işveren, gizlilik kararı aldığını ve bunu işçiye bildirdiğini ispat
etmekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet buluşuna ilişkin bilgileri zaten gizli tutmakla yükümlü olup, başkalarına açıklayamaz. Gizlilik kararı daha çok buluşun tescil edilip edilmeyeceği ile ilgilidir.
Kararnamede işverenin gizlilik kararı alabileceği süre belirtilmemiştir. İşçinin buluş bildirimi üzerine, işveren dilediği zaman bu kararı alabilir. Ancak, daha önce gizlilik kararı almamış
ise, işverenin, en geç işçinin müracaatta bulunması için kendisine 26. maddeye göre tanımış olduğu süre sonuna kadar bu kararı alarak işçiye bildirmelidir. Aksi takdirde işçi, anılan maddeye göre işveren adına ve hesabına tescil müracaatında bulunabilecektir. Bu durumda işçinin kusuru söz konusu olmayacağı için, işveren, işçiden herhangi bir hak talebinde bulunamayacaktır. Böyle bir sonuçla karşılaşmak istemeyen işveren gizlilik kararı alarak bunu işçiye bir an önce bildirmelidir. Bu, işverenin tescil müracaatında bulunmayacağının yanı sıra buluşa ilişkin bilgilerin bundan böyle gizli tutulmasının hatırlatılması anlamındadır.
İşverenin hizmet buluşuna ilişkin “gizlilik” kararı almasının en önemli sonucu, buluşun patent veya faydalı model olarak tescili için Enstitü’ye müracaat etmek yükümlülüğünün ortadan
kalkmasıdır. Gizlilik kararı, işverene, sadece buluşu tescil ettirmeme hakkı verir. Bu hakkını kullanıp kullanmamak işverenin takdirine bağlıdır. Ayrıca bunun doğal sonucu olarak işçi
işveren adına ve hesabına tescil için müracaat edemez. İşçinin, gerçekleştirmiş olduğu buluşun patent veya faydalı model olarak tescil edilmesinde ve buluşçu olarak isminin burada yer almasında haklı menfaati vardır. İşletme menfaatine üstünlük tanınarak işverene buluşu tescil ettirmeme hakkı tanınmıştır. Bunun karşılığında işveren, işçiye belirli bir ücret
ödeyecektir. Böylece buluşun tescil edilmemesiyle ilgili olarak işçi ve işletme menfaatleri dengelenmiş olacaktır. Konuya ilişkin Kararnamenin 30. maddesinin birinci fıkrasında,
işletme menfaatleri nedeniyle işverenin patent başvurusu yapmaktan kaçınabileceği hükmüne yer verildikten sonra, ikinci fıkrasında “Bu maddenin birinci fıkrasında sözü edilen bir buluş için işverenin ödemesi gereken bedelin hesaplanmasında, buluşun patent alınmamasından kaynaklanan işçi aleyhine muhtemel ekonomik kayıplar gözönünde tutulur” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, işverenin tam hak talebinden sonra işçiye ödemekle yükümlü olduğu bedele, işverenin gizlilik kararı alarak buluşu tescil ettirme yükümlülüğünden kurtulmuş olması nedeniyle bir ilave yapılacaktır.
4- MİLLİ SAVUNMA NEDENİYLE BAKANLIĞININ GİZLİLİK KARARI
ALMASI
Bazı buluşlar milli savunma yönünden büyük öneme sahiptir. Bu tür buluşların belirli bir süre gizli tutulmasında ülke menfaati söz konusudur. Bunun için, buluşun niteliği itibariyle işçi
buluşu olup olmamasının da önemi yoktur. Diğer ülkelerde olduğu gibi Kararname de, tescil için Enstitü’ye müracaat edilen bir buluşun milli savunma yönünden gizli tutulmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Milli Savunma Bakanlığı bu amaçla tescil müracaatlarını incelemeye yetkili olup, gerekli görmesi halinde buluşun gizliliğine karar verebilir. Ayrıca,
Enstitü tescil için yapılan başvuruya ilişkin buluşun milli savunma yönünden önemli olduğu kanaatine varması halinde, buna ilişkin bilgileri gizli tutmak ve durumu Milli Savunma
Bakanlığına bildirmekle yükümlüdür. Gizlilik kararı alınan başvurulara ilişkin işlemler gizli olarak yürütülür ve bunlar Türk Patent Enstitüsünde tutulan Gizli Patent Siciline kaydedilir.
Gizlilik kararı nedeniyle buluşun değerlendirilmesi önemli ölçüde kısıtlanır. Buluş sahibinin uğrayacağı maddi kayıpların karşılığı, kendisine ödenecektir.
a) Koşulları
Patent veya faydalı model başvurularının içeriği Entitü tarafından kural olarak iki ay süreyle gizli tutulur (PatKHK 125/I). Bu süre içerisinde buna ilişkin bilgiler açıklanamaz. Bunun
amacı, başvuruya konu buluşun, milli savunma yönünden önem taşıyıp taşımadığına ilişkin araştırmanın yapılmasıdır. Araştırma sonucuna göre, gerekiyorsa gizlilik kararı alınabilir.
Milli savunma nedeniyle gizlilik kararı almaya Milli Savunma Bakanlığı yetkilidir. Ancak Enstitü’nün belirtilen süre içerisinde, başvuru konusu buluşun milli savunma açısından önem taşıdığı kanısına varması halinde, Enstitü iki aylık araştırma süresini beş aya kadar uzatmaya yetkilidir. Enstitü, bu kararını bir yazı ile başvuru sahibine ve başvurunun bir suretiyle birlikte gecikmeksizin Milli Savunma Bakanlığına bildirir (PatKHK 125/II). Bakanlığın, bu süre içerisinde başvuruyu inceleyerek, gerekiyorsa gizlilik kararı alması gerekir. Aksi takdirde Enstitü başvuruya ilişkin işlemlere devam etmek zorundadır. Enstitü ile Milli Savunma Bakanlığı arasında işbirliği sağlanarak, hangi buluşların milli savunma için önem taşıyacağımtespit edilir. Milli Savunma Bakanlığı, gizli tutma yükümlülüğüne uymak şartıyla, yapılan tüm başvuruları önceden incelemek yetkisine de sahiptir (PatKHK 125/III). Hemen belirtelim ki, başvuru tarihinden itibaren belirtilen iki veya beş aylık süre içerisinde herhangi bir gizlilik kararı alınmamış olsa da, buluşa ilişkin bilgilerin gizli tutulması yükümlülüğü vardır. Buluşa ilişkin bilgiler, ancak buna ilişkin başvurunun ilgili bültende yayınlanmasından sonra aleniyet kazanır. Bu tarihten sonra buluşa ilişkin bilgilerin açıklanması yönünden gizlilik yükümlülüğü de ortadan kalkar.
Milli Savunma Bakanlığı, sözü edilen beş aylık sürenin dolmasından önce gizlilik kararı alabilir. Bakanlık bu kararını Enstitüye bildirecektir. Bakanlığın bildiriminde patent
başvurusu ile ilgili işlerin gizli yürütülmesi ve durumun başvuruda bulunana bildirilmesi istenir (PatKHK m.125/IV). Enstitü, Bakanlığın gizlilik kararını başvuru sahibine bildirmekle yükümlüdür. Aksi takdirde böyle bir karardan haberi olmayan başvuru sahibi, buluşa ilişkin bilgileri açıklayabilir. Bu durumda başvuru sahibine kusur yükletilemez. Ülke savunması yönünden önemli olan gizlilik kararından beklenen amaç gerçekleşmemiş olur.
Milli savunma nedeniyle, buluşa ilişkin gizlilik kararı vermeye münhasıran Milli Savunma Bakanlığı yetkilidir. Bakanlığın bu kararına karşı başvuru sahibinin dava hakkı olup olmadığı
tartışmaya açıktır. Kararnamede açık bir hüküm yoktur. Anayasanın 125. maddesine göre,idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Bu anayasal hüküm karşısında başvuru sahibinin dava açma hakkı olduğunun kabulü gerekir. Ancak, böyle bir dava, buluşun milli savunma için önemli olmadığının tespiti ile Bakanlığın gizlilik kararının iptaline ilişkinolacaktır. Davada buluşa ilişkin tüm bilgiler açıklanacağı için bu durum gizlilik niteliğine uygun düşmeyecektir. Tasarıda da bu konuda açık bir hüküm yoktur. Yapılacak düzenleme ile bu konunun açıklığa kavuşturulması uygun olacaktır.
b) Gizlilik Kararının Sonuçları
aa) Buluşa İlişkin Bilgilerin Gizli Tutulması Herhangi bir patent veya faydalı model başvurusuna ilişkin gizlilik kararı alınmasının en önemli sonucu, buluşa ilişkin bilgilerin gizli tutulması yükümlülüğüdür. Kararnamenin 125. maddesinin beşinci fıkrasına göre, “Patent başvurusunun veya patentin gizliliğe tabi olması halinde, patent başvurusu veya patent sahibi, buluşun içeriği hakkında yetkisi olmayan kişilerin bilgi edinmesini sağlayıcı davranışlardan kaçınır”. Kararnamede açıkça yer verilmemiş olsa da, bu yükümlülük, buluşa ilişkin bilgilere sahip olan ve gizlilik kararını bilen herkesi kapsamaktadır. Başvuru sahibinin yanı sıra buluşçunun başka bir kişi olması halinde buluşçu ve üçüncü şahıslar da buluşa ilişkin bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Gizlilik kararı alınan buluşun işçi buluşu olması halinde, işveren ve işyerinde çalışan diğer işçilerin yanı sıra avukat veya patent vekili de buluş hakkında bilgi sahibi olabilir. Bunlar da buluşa ilişkin öğrendikleri bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür.
Gizlilik kararı alınan buluşa ilişkin bilgileri başkalarına açıklayan kişiler hakkında cezai yaptırımlar uygulanır. Kararnamede uygulanacak cezai yaptırım belirtilmemiştir. Bu nedenle
anılan fiili işleyen kişiler 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Kişinin görevi ve suçun işleniş şekline göre, TCK’nın 258, 327 veya 239. maddeleri uygulanabilecektir.Gizlilik kararına aykırılıktan söz edebilmek için, Milli Savunma Bakanlığı tarafından alınmış bir gizlilik kararının bulunması gerekir. Böyle bir karar alınmadan önce yapılan açıklamalar bu kapsamda değerlendirilemez. Ayrıca kişinin gizlilik kararını bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir.
bb) Başvuru ve Araştırma Raporunun Yayınlanmaması
Enstitü, patent başvurusu yayınlanana kadar, buna ilişkin işlemleri gizli yürütmekle yükümlüdür. Başvuruya ilişkin bilgileri üçüncü şahıslara veremez. Henüz yayınlanmamış
patent başvurularının dosyaları, başvuru sahibinin yazılı izni olmadan üçüncü kişiler tarafından kural olarak incelenemez (PatKHK m.67/I). Ancak, başvuru sahibinin,
başvurusundan doğan haklarını, kendilerine karşı ileri sürmek istediğini ispat edebilen üçüncü kişiler, başvuru sahibinin izni olmasa dahi henüz yayınlanmamış patent başvurusu dosyasını inceleyebilirler (PatKHK m.67/II). Enstitü, patent veya faydalı model başvurusuna ilişkin şekli işlemleri tamamladıktan sonra, buna ilişkin başvuruyu ilgili bültende periyodik olarak yayınlayarak toplumun incelemesine sunar (PatKHK m.55). İncelemeli patent verilmesinin talep edilmesi halinde, ayrıca Enstitü’nün, tekniğin bilinen durumuna ilişkin araştırma raporu da yayınlanır (PatKHK m.56). Böylece buluşa ilişkin bilgi ve belgeler aleniyet kazanır. Patent başvurusunun yayınlanmasından sonra, patent başvurusu veya patente ilişkin dosya, Yönetmelikte tespit edilen sınırlamalar dahilinde isteyen herkes tarafından incelenebilir (PatKHK m.67/IV). Geri çekilen veya yayınlanmadan reddedilen başvurulara ilişkin dosyalar da gizli olup üçüncü şahıslar tarafından incelenemez.
Gizlilik kararı alınan başvurulara ilişkin işlemler, Enstitü tarafından gizli olarak yürütülür.Buna ilişkin bilgi ve belgeler başkalarına açıklanamayacağı gibi, başvuru dosyaları üçüncü
şahıslar tarafından da incelenemez. Kararnamede açıkça belirtilmemiş olsa da, gizlilik kararının doğal bir sonucu olarak başvuru veya araştırma raporları da yayınlanmaz.
cc) Tescilin Gizli Patent Siciline Kaydedilmesi
Patent veya faydalı model başvurusu, Milli Savunma Bakanlığının almış olduğu karar doğrultusunda gizli olarak yürütülür. Enstitü tarafından yapılan araştırma sonucunda, tescil
için gerekli koşulların mevcut olduğu kanaatine varılması halinde, buluşun patent veya faydalı model olarak tesciline karar verilir. Aksi takdirde patent veya faydalı model başvurusu reddedilir. Tesciline karar verilen buluşlar, ayrı olarak tutulan “Gizli Patent Sicili”ne kaydedilir (PatKHK m. 126/I).
dd) Patent Sahibinin Yıllık Ücret Ödememesi
Patent veya faydalı model belgesinin geçerliliği için Yönetmelikte belirtilen yıllık ücretin ödenmesi gerekir. Yıllık ücretin vade tarihi, başvuru tarihine tekabül eden ay ve gündür.
Ücretin vadesinde ödenmemesi halinde, gecikme zammı ile birlikte vadeyi takip eden altı ay içinde ödenmesi gerekir. Kararnamenin konuya ilişkin 173. maddesinin ikinci fıkrasında, yıllık patent ücretinin ödenmemesi halinde, patent hakkının, “bu ücretin son ödeme tarihi itibariyle” sona ereceği belirtilmiştir (m.173/II). Burada belirtilen patent hakkının sona erme tarihi yanlış anlaşılmaya müsait olup, 133. madde hükmü ile de çelişkilidir. Patent ücretleri,patentin koruma süresi boyunca her yıl vadesinde peşin olarak alınmaktadır. Bu durum, Kararnamenin 173. maddesinin birinci fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Yıllık ücretin ödenmemesi nedeniyle patent hakkı, son ödemenin yapıldığı tarih itibariyle değil, bu ödemenin kapsadığı vade döneminin bitiminde sona erecektir. Nitekim Kararnamenin 133.maddesinin üçüncü fıkrasında “Yıllık patent ücretinin ödenmemesi halinde, patent hakkının sona ermesine ilişkin sebebin ödeme yapılması gereken vade tarihi itibariyle gerçekleştiği kabul edilir” hükmüne yer verilmiştir. Kararnamenin yukarıda anılan 173. madde hükmü de bu yönde değiştirilerek çelişki giderilmelidir. Nitekim, Patent ve Faydalı Model Kanun Taslağında, yıllık ücretlerin ödenmemesi halinde patent hakkının vade tarihi itibariyle sona ereceği hükmüne yer verilmiştir (m.61/III).
Patent hakkının sona ermesi ile birlikte, patente konu olan buluşun sahibine sağlamış olduğu tekel niteliğindeki kullanım yetkisi de sona erer. Bu durumda buluş toplumun malı sayılarak erkes tarafından kullanılabilir (PatKHK m.133/II). Enstitü, patent hakkının sona erdiğini bültende ilan ederek, kullanmak isteyen ilgililere duyurur. Patent hakkı sahibi, ilan tarihinden itibaren altı ay içinde ücretin mücbir sebepten dolayı ödenemediğini ispat ederse patent yeniden geçerlilik kazanacaktır (PatKHK m.134). Gizli patentler için yıllık patent ücreti ödeme yükümlülüğü yoktur (m.127/I). Buna karşılık başvuru ücreti, başlangıçta alındığı için ödenmiş olacaktır.
ee) Tasarruf Hakkının Kısıtlanması
Bakanlığın gizlilik kararı almasından sonra, başvuru veya patent hakkı sahibinin, buluş üzerindeki tasarruf yetkisi ortadan kalkar. Buluşa ilişkin bilgiler, başkasına açıklanamayacağı gibi inhisari veya basit lisans da verilemez. Aynı şekilde, başvuru sahibi, buluşu bizzat kullanarak üretim de yapamaz. Bunun için Bakanlıktan izin alması gerekir. Milli Savunma Bakanlığı, patent başvurusu veya patent sahibinin talebi üzerine, buluş konusunun kısmen veya tamamen kullanılmasına izin verebilir (PatKHK 125/VI). Buluşun kullanımına izin verip vermemek veya bunun koşullarını belirlemek Milli Savunma Bakanlığının yetkisindedir.Böyle bir talebi reddedilen kişinin dava açma hakkı yoktur. Diğer taraftan verilecek iznin kapsamı, sadece buluş konusunu kullanma ile ilgilidir.
ff) Patent Sahibine Tazminat Ödenmesi
Başvuru veya patent hakkı sahibi, buluşa ilişkin haklarını, gizlilik süresi boyunca kullanamayacağı için bundan zarar görecektir. Bu zararın devlet tarafından karşılanması
gerekir. Nitekim Kararname, patent sahibinin gizlilik süresi boyunca devletten tazminat isteyebileceğini hükme bağlamıştır. Kararnamenin 127. maddesinin ikinci fıkrasına göre,
“Patent sahibi, patentin gizli tutulduğu süre için, devletten tazminat isteyebilir. Tazminat,patentin gizli kaldığı her yılın sonunda, o yıl için talep edilir. Ödenecek tazminat miktarı konusunda anlaşma sağlanamaz ise, tazminat miktarı mahkemece belirlenir. Tazminat,buluşun önemli ve patent sahibinin onu serbestçe kullanabilmesi halinde elde edeceği muhtemel gelirin miktarı gözönünde tutularak hesaplanır”. Madde metninde sadece patent sahibinden söz edilmiş olmasına rağmen, faydalı model hakkına sahip olanların da tazminat isteme haklarının olduğu kabul edilmelidir.
Kararnameye göre patent hakkı sahibi, patentin gizli kaldığı her yılın sonunda, o yıl için tazminat talep edebilecektir. Bu düzenlemeden anlaşılması gereken, gizlilik kararı devam
ettiği sürece, tazminatın yıllık olarak ve her yılın sonunda talep edilebileceğidir. Yoksa genel olarak tazminata hak kazanabilmek için gizlilik kararının en az bir yıl devam etmiş olması
aranmayacaktır. Tazminat, patent sahibinin onu serbestçe kullanabilmesi halinde elde edeceği muhtemel gelire göre hesaplanacaktır. Ödenecek tazminat miktarı konusunda anlaşma sağlanamaması halinde, tazminat miktarı mahkeme tarafından belirlenecektir (PatKHK m.127/II). Hak sahibinin buluşa ilişkin bilgileri, kusuruyla açıklaması halinde, tazminat talep etme hakkı yoktur (PatKHK m.127/III).
gg) Yabancı Ülkede Başvurunun İzne Tabi Olması
Kararnamenin 128. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Türkiyede gerçekleştirilen bir buluş,125 inci madde hükmüne tabi ise, patent başvurusunun Enstitüye yapıldığı tarihten itibaren, iki aylık süre geçmeden ve Enstitünün izni olmadan, söz konusu buluş için hiç bir yabancı ülkede, patent başvurusunda bulunulamaz. Yabancı ülkede başvuru için izin, Milli Savunma Bakanlığının özel onayı olmadan verilemez”. Görüldüğü gibi Kararname, buluşun Türkiye’de gerçekleştirilmiş olmasını ön koşul olarak aramaktadır. Kararname, buluşun Türkiye’de gerçekleştirilmiş sayılmasına ilişkin bir de karine getirmiştir. Buna göre, “Buluş sahibinin ikametgâhı Türkiyede ise, aksi ispat edilinceye kadar, buluşun Türkiyede yapılmış olduğu kabul edilir” (m.128/II).
Kuşkusuz, buluşun yurt dışında gerçekleştirilmiş olması, onun, Türk Patent Enstitüsünde tesciline engel değildir. Bunun gibi anılan başvuruya ilişkin olarak da, Kararnamenin 125 vd.maddelerine göre gizlilik kararı alınması mümkündür. Ancak, yurt dışında gerçekleştirilen buluşlar hakkında, Milli Savunma Bakanlığı tarafından, gizlilik kararı alınmış olsa dahi,
bunların, yurt dışında tescili için Enstitü’den izin alınmasına gerek yoktur. Gizlilik kararının etkisi bakımından, buluşun, yurt içinde veya dışında gerçekleştirilmiş olmasının, bunun
dışında herhangi bir farkı yoktur.
Madde metni istenileni tam olarak vermemektedir. Maddenin düzenleniş şeklinden, Türk Patent Enstitüsüne yapılan başvuru tarihinden itibaren iki aylık süre içerisinde yabancı bir
ülkede yapılacak müracaatların izne tabi olduğu izlenimi doğmaktadır. Taslakta da aynı hükme yer verilmiştir(m.76). Oysa burada sözü edilen iki aylık süre, 125. maddeye uygun
olarak, Enstitü ve Bakanlığın buluşun milli savunma yönünden önemli olup olmadığına ilişkin araştırma yaparak gizlilik kararı alabilmesi amacıyla öngörülmüştür. Kararnamenin 125.
maddesine göre, Enstitü bu süreyi beş aya kadar uzatabilmekte ve bu sürenin sonuna kadar Bakanlığın kararı beklenmektedir. Milli Savunma Bakanlığının gizlilik kararı alması halinde, bu karar, yine Bakanlık tarafından kaldırılana kadar geçerlidir. Bu nedenle, 128. maddede öngörülen iki aylık sürenin, 125. madde ile paralel düşünülmesi, bu sürenin Enstitü tarafından beş aya kadar uzatılması halinde, bunun, 128. madde yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan, kanun koyucunun amacı, bu süre içerisinde Milli Savunma Bakanlığının gerekli incelemeyi yaparak, gerekiyorsa gizlilik kararı almasını sağlamaktır. Bu nedenle, anılan süre içerisinde gizlilik kararı alınması halinde, gizlilik süresi boyunca, yurt dışında yapılacak müracaatlarda Bakanlığın onayına bağlı olarak Enstitü’den izin alınmasının gerekli olduğu düşüncesindeyiz. Madde metninde buna ilişkin açıklığın sağlanması yararlı olacaktır.
Kararname, izin alınmasını öngörmüş, ancak izin alınmadan buluşun yurt dışında tescili için başvuruda bulunulması halinde, bunun yaptırımını açıkça düzenlememiştir. Mülkilik prensibi
gereği, böyle bir başvurunun yapıldığı yabancı ülke, başvuru koşullarını ve bunun geçerliliğini kendi ülke mevzuatına göre inceleyecektir. Nitekim Kararnamede bu şekilde
yapılan başvuruların veya buna dayalı olarak verilen patentlerin geçersizliğine ilişkin hüküm yoktur. Kararnamenin belirtilen hükmü, buluşun gizliliğini sağlamaya yönelik düzenleyici bir
hükümdür. Yabancı ülke tarafından verilen patentin geçerliliğine herhangi bir etkisi yoktur.Yabancı ülkenin Paris Sözleşmesine veya Avrupa Patent Sözleşmesine üye olması halinde, Türkiye bu ülke tarafından verilen patentin geçerliliğini tanımak ve ülke sınırları içerisinde korumakla yükümlüdür.
c) Gizlilik Süresi
Milli savunma yönünden önem taşıyan buluşlara ilişkin patent veya faydalı model başvuruları, aksine bir karar alınmadığı sürece, başvuru tarihinden itibaren iki ay süre ile gizli tutulur. Enstitü bu süreyi beş aya kadar uzatabilir (PatKHK m.125). Bu süre içerisinde Milli Savunma Bakanlığı’nın başvuru konusu buluşa ilişkin gizlilik kararı alması gerekir. Aksi
takdirde başvuru sahibi, buluşa ilişkin bilgileri açıklayabileceği gibi kullanabilir veya dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Bakanlığın belirtilen süre içerisinde gizlilik kararı alması halinde yukarıda belirtilen hukuki sonuçlar ortaya çıkar.
Başvuru tarihinden itibaren belirtilen iki veya beş aylık süre içerisinde gizlilik kararının alınmaması halinde, sonradan bu kararın alınıp alınamayacağı konusunda açık bir hüküm
yoktur. Anılan süre hak düşürücü nitelikte değildir. Bu nedenle Bakanlık, anılan süre geçtikten sonra da gizlilik kararı alarak bunun başvuru sahibine bildirilmesini isteyebilir.
Ancak, anılan sürenin bittiği tarih ile gizlilik kararının bildirildiği tarih arasındaki süre içerisinde, başvuru sahibinin yapmış olduğu açıklamalarla buluşun gizliliği ortadan kalkmış
olabilir. Bu durumda, başvuru sahibine herhangi bir kusur atfedilemeyeceğinden hukuki ve cezai sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Ayrıca, başvuru sahibinin bu süre içerisinde
yapmış olduğu hukuki işlemler de geçerliliğini koruyacaktır. Bakanlığın gizlilik kararı, anılan sürenin dolmasından sonra kendisine ulaşan başvuru sahibi, bunun geçersiz olduğunu iddia edemez. Gizlilik kararı kendisine ulaştıktan sonra, Bakanlığın onayı ve Enstitü’nün izni olmadan buluşu kullanamaz ve buna ilişkin bilgileri başkalarına açıklayamaz. Başvuru sahibi devletten, tasarruf hakkının kısıtlanması nedeniyle uğramış olduğu zararlarının tazmin edilmesini isteyecektir.
Gizli olarak yürütülen patent veya faydalı model başvurusunun olumlu sonuçlanması halinde,gizli olarak tutulan patent, sicile kaydedilir. Gizlilik kararı, tescilden sonra da kural olarak bir yıl süre ile devam eder. Bakanlık bundan sonra da, gizlilik süresini yıllık olarak uzatabilir.Uzatma kararı hak sahibine bildirilir. Yıl sonunda uzatılmaması halinde, sürenin bitimi ile gizlilik kararı da kendiliğinden ortadan kalkar. Bunun için ayrı bir karar alınmasına gerek yoktur. Gizlilik süresinin yıllık olarak uzatılması, savaş sırasında ve ateşkes tarihinden bir yıl sonrasına kadar uygulanmaz (PatKHK m.126/II). Bu dönemde, milli savunma yönünden önem taşıyan ve gizlilik kararı alınan buluş, herhangi bir süreyle bağlı olmaksızın, ateşkes tarihinden itibaren işleyecek bir yılın sonuna kadar gizli tutulur.
Enstitü, Milli Savunma Bakanlığı’nın izni ile başvuru işlemleri devam ederken ya da gizli patent veya faydalı model belgesi verildikten sonra, gizlilik kararını, her zaman kaldırılabilir
(PatKHK m.126/III).
Buna göre, başvuru aşamasında alınan gizlilik kararının kaldırılmadığı sürece, tescili takip eden bir yılın sonuna kadar geçerli olduğu, bundan sonra yıllık olarak uzatılabileceği,
uzatılmaması halinde yılsonunda kendiliğinden ortadan kalkacağı anlaşılmaktadır.
Kaynak:
Doç .Dr. Talat CANBOLAT